tavsan

GerideKalan İçsesler 3 – Gülemezsiniz

Parmaklarımdan büyük işler yapıyorum galiba. Ne gerek vardı ki kendi ütopyanı gördüklerine dayatmanın. Bak, aklındaki kirli mürekkep de akıyor ekrana. Bozuk pikselleri meyve bıçağı ile kesmeye çalışırsan, ekrana mürekkep akıtıp beyninden parmaklarına yayılan küflü maviliği izleyerek dalarsan olacağı buydu. Her yerde gereksiz bir yanık kokusu… Bir ekmek kızartma kokusu aklına gelmez. Kesin trajiktir tüm yanıklar senin için. Önünde yığılmış bozuk görüntüler, aklında maviyi bir yerlere sokuşturmak kalmış. Ya tamam zorlama işte, gökyüzü, deniz falan yap bişeyler…

Anlamı yoruyorsun. Topladığın görüntülerdeki herkes sana bıkkınlıkla bakıyor. “Ne yapacak şimdi yine, yine hangi şekle koyacak bizi. Bizi ekranda sabah akşam ağlatırken bizim şu an uyuduğumuzu biliyor mu?” “Hayır uyumuyorsunuz, uyumamanız lazım. Ekranın içinden çıkamazsınız, bir kere gözyaşlarınızı bıraktınız kayda. Artık onlar sizin değil. İstediğim yerde istediğim zaman ağlayacaksınız bundan sonra. Ama her birinde de bir anlam olacak merak etmeyin. Aralık imaj akışına göre, sizden önce ve sonra eğleşenleri kötülemek için ağlayacaksınız. Çok büyük bir misyonunuz var.”

Evet böyle bildik ve üstten konuşmak iyi, karaktere tereddütleri yansıtmamalı. Onlar da kim oluyormuş. İstersem silerim hepsini…

Yeniden başlayalım. Yıkılmış evinin önünde oturan amca, sana ekranda boyuna posuna göre şöyle şık bir anlatım lazım. Ekranda öyle donuk donuk bakmanın bir anlamı olmalı. Yani sana hayatın anlamını kurguda vahiyle bildireyim. Sen de ona göre bakmış ol ekrana. Faust’un yerinden ettiği yaşlı çift olsan. İyi rol bak. Şeytanlı falan… Yani sonunda öleceksin ama insanlık için bir anlamın olacak. Neden ağlamadın ki, yani gözlerin de dolmadı mı… Neyse sana geri döneceğim, yıkım mağazamızdan bir şeyler sana uygun olur elbet.

Zagrep’te demir tellerin arkasındaki aile. Demirler paslıysa daha şık. Evet paslı. Yüz göstermeyelim, ama tshirtler de çok anlamlı. Bir çocuğun tshirtinde James Dean resmi, demir tellerin ardından bana bakıyor. Heyecan yapmıyım ama şahane görüntü. Ya amca, şu çocuk kadar olamadın…

Gazetenin üstünde “mülteci yağıyor” başlığı. Yıkıntıların arasında rüzgardan sayfalarıılıyor. Gezinirken mi rastlayıp görsem, yoksa birden mi görsem. Uzun uzun mu çeksem, şöyle nefes alan bir gazete sayfası gibi inip kalksa. Olur ya her türlü, hemen ardından mülteci göstermemeli, ama iki ardından olur. Hatta iyi de olur.

Nusaybin’de kocaman bir çukur. Asfalt portakal kabuğu gibi açılmış. İçini çeksem mi, yok içini göstermeden, şu portakal kabuğunun duruşundaki kasvete takılmak daha iyi. Çukurun da dokusunu göstersem. Nusaybin’de Alice ve Tavşan Delikleri, ne kadar derin olduğu bilinmez. Yani böyle çokca anlam saçarsam nicelikten hallederim gibi. Nitelik düşmanıyız. “Bir akşam birden bire bin can çıkar dağlara” diyorsa Hasan Hüseyin, O’nun da buradaki nicelikten başı dönmüştür muhakkak.

Antep’te yıkılmış evin önünde mülteciler, oturmuş gülüyorlar bir şeye. Gülmeyin yaa. Söylesem mi, mutlu görünmeyin yıkıntılarda gülüşürken çok çirkin çıkıyosunuz diye uyarsam mı. Neyse biraz üzülmelerini bekliyim. İstanbul Fatih’te çocuklar çöpün içinde oynuyorlar. Çocuklar gülsün, onlara serbest… Gülen çocuk ağlayan çocuktan daha çok işe yarıyor kurguda. Hızlı bir geçişle Lice’den bir köyden görüntü. 92 senesi. Yakılmış evini izleyen çocuk çekirdek çitliyor. Çekirdek olmadı, tamam çocuksun, gülebilirsin ama…

Ya şöyle çektiğiniz acıları neden doya doya ağlayarak göstermiyosunuz? Hep ben mi sufle vermek zorundayım? Biraz da kendi kendinize üzülseniz olmaz mı? Mavi falan ekleyecektim arada, Derek Jarman’a kadar gidecektim. Ama şu çekirdeğinizden, gülüşmelerinizden bir türlü konsantre olamıyorum.

Suruç videosu, patlama anı. “Hepimize kolay gelsin yoldaşlar”

Ya, aslında ben bu işlerden pek anlamıyorum. Öylesine bakıyordum görüntülere. Özür dilerim gürültü yaptım, hepsini silicem birazdan…

Artıkİşler Kolektifi – Ocak 2018