View Post

Türközü’nün ‘kâğıtçı’ Kürtleri 20/03/2012

Türközü’nün ‘kâğıtçı’ Kürtleri 20/03/2012 – 94’te köyleri zorla boşaltılıp da Ankara, Türközü’ne gelen Hakkâri, Kotranıslı 120 ailenin karnını o tarihten beri Çankaya’nın çöpü doyuruyor. Onların 10 yılını anlatan ‘Ateş ve Düğün’ adlı video sergisi, ‘videoaktivist’ üretim biçimiyle de apayrı bir hikâye… Haber: Pınar Öğünç – pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi Şimdi bu izlediklerimize ne demeli? Belgesel mi mesela? Bir düğün görüyoruz; açık havada kadınlı erkekli halaya durulmuş, çocuklar koşturuyor. Başka bir perde de tam da aynı meydan olduğunu öğreneceğimiz bir alandan alevler yükseliyor isiyle; çaresiz adamlar koşuşturuyor. Birinde cenaze var, diğerinde hastane yatağında iki genç, “ıyiyiz, daha iyi olacağız” diyor. Başka bir ekranda gece karanlığında ellerini çöp kutularına daldıran eldivensiz erkek elleri görüyoruz. Dev çuvallar çekiliyor siyah sokaklarda. ıstanbul Tophane’deki Tütün Deposu’nda bir video sergisi var şu ara; 21 Nisan’a kadar görmeye müsait. Öyle bir sergi ki bu video kayıtlarında anlatılanın kendisi kadar, o kayıtların üretim biçimi de ayrı bir hikâye. Alt …

View Post

Dönüşümün Videosu

Alper Şen / 2012 – İlk kez Kızılay’da Kotranıslılarla karşılaştığımızda 2001 yılının Temmuz ayıydı. Bir el kamerası ile kiminle buluşacağımızı bilmeden geri dönüşüm işçisi Rıdvan’ı bekliyorduk. Şehrin merkezindeki sokaklarda geri dönüşümün izlerinin ve meydanlarda biriken ve ayrıştırılan artığın hikayesinin peşindeydik. Belki de bir belgesel için ön hazırlık… Ulus Baker’in derslerdeki sözleriyle dolup taşan imajların teorik silsilesi ile deneye yanıla edindiğimiz pratik fikirler birleşince bir şeyler olur diye düşünüyorduk. Ancak mevzu, o zamanki aklımızı da pratiğimizi de sarsıp yeniden kurgulatacak boyuttaymış. Hiç gelmeyen Rıdvan’ın yerine onun akrabalarından kâğıt toplayıcı bir çocukla yaptığımız ilk kayıt denememiz bizi bu geri dönüşümün ekolojik terimlerinden olabildiğince uzaklaştırıp gerçeğin çölünde bıraktı. Bir Ankaralı için “zorunlu göç” gibi kavramlar genellikle haberlerde -eğer ki haberlerinizi de kendiniz seçiyorsanız- görünür olabilecek kavramlardır. Zorunlu göçün ve yakılan yıkılan binlerce yerleşim yerinin izdüşümünü Ankara’da şehrin merkezi Kızılay’ın sokaklarında gördüğünüzde ise Ankara’yı ve Ankara’nın doğusunu haritada yeniden arama derdine düşüyorsunuz. “Hepiniz Hakkârili …

View Post

Ateş ve Düğün Videoları – Fire and Wedding Videos

“Ateş ve Düğün” videolarında video kamera, elden ele dolaşır, ta ki çeken kişinin-videocunun öznel bakış açısının yok olduğu noktaya kadar… Bazen kamera kâğıt toplayıcılarının ellerindedir – ardiyelerin arasında, teneke kulübelerin gizli noktalarında gezinir, üretim aygıtının ortaklaşması, videocuyu “bir velinimet ve ideolojik hami” konumundan kurtarır. Bunu artık ezilenlerin, dışarıda kalanların adına söz söylemek- onların sesi olmak için değil, pratiğini ezilenlerin safına yerleştirmek niyetiyle yapar.

View Post

Kadınların videosu-II: Selda Asal’ın imajlarında ‘umudu onarmak’ -

Özge Çelikaslan / 2011 – Kendi dilimi bulmak istemiyorum… (kathy acker) bunun yolu başkalarının metinlerini çalmaktan, alıntılamaktan, hatırlamaktan ve oldukça tehlikeli bir yakın çağ tarihini diyagramlaştırmaktan ibarettir (ulus baker) ‘Umudu Onarmak’ / ‘Restore Hope’, video ağırlıklı işleriyle tanınan güncel sanatçı Selda Asal’ın, ölüm ve yaşam arasında varoluş akrobatlığı yapan umutsuz insanlar üzerine ortaya koyduğu bir dizi hakiki – hikâye / ‘true story’ çalışması. umut yerini yitmek, yok olmak, yok olmaya oynamakla yer değiştirirse ne olur? (selda asal) Eserlerin tamamı, ölüm fenomeni üzerine. Ölüm ise, Asal’ın yabancısı olduğu bir konu değil. Sanatçı, gençlik yıllarından bugüne okuduğu, özellikle hayatlarına kendi rızalarıyla son vermiş Sylvia Plath, Virginia Woolf, Georg Trakl, Stephan Zweig, Cesare Pavese, Paul Celan gibi yazar ve şairlerin de etkisiyle, kariyerinin bu dönemini ‘sonsuz bilinmeyen’e, ölüme giden yolların biçimlerine adamış görünüyor (evrim altuğ). iktidardaki egemen sınıf ve benim toplumumdaki düzen her gün sayısız kez benim ve benim gibileri vazgeçmeye ve bizi …

View Post

Video Teknolojisi ve Video-aktivizm

Video-aktivizm fikrinin oluşumu, 1960’larda video kameraların 8mm amatör film kameralarına bir alternatif yaratması için pazara sunulması ile birlikte başladı. Teknolojik olarak video o dönemde henüz yeni oluşmak üzere olan bir görüntü formatı olarak ortaya çıkarken, yukarıda belirttiğimiz farklılıklarından dolayı kısa zamanda yaygın bir şekilde kullanılan bir görüntü kayıt teknolojisine dönüştü. Bu dönemle birlikte video teknolojisi ile yaşanan tanışma süreci içerisinde 1965’te Les Levine’in “Bum” isimli filmi ilk sokak filmlerinden biri olarak kabul edilmektedir. (Deirdre Boyle, From Portapak To Camcorder: A Brief History Of Guerrilla Television, Journal of Film and Video, Sayı1-2, Cilt 44, İlkbahar-Yaz ) Bu dönemde video kameraların kolay kullanımına rağmen kayıtların düşük kalitesi ve kasetlerin kolayca bozulması video kameraların bağımsız bir araç olarak kullanılmasını pek de kolay kılmamaktaydı. Bununla birlikte video kamera ile yapılan bağımsız çalışmalarda kitlesel bir gösterim yerinin olmaması ve yapılan bağımsız çalışmaların daha çok kişisel çalışmalar olması, bu dönemlerde video işlerinin günümüzde televizyondaki profesyonel kullanımlarından çok daha gerisinde olduğunu göstermektedir. Buna rağmen 1960’ların siyasal hareketliliğini yansıtan ve Godard’ın öncülük ettiği Cinéma-Vérité hareketi kapsamı içinde yapılan filmler her ne kadar çoğunlukla 16mm film kameralarına kaydediliyor olsa da Godard’ın başlattığı bu akım, gelişen teknoloji ile birlikte Cinéma-Vérité anlayışına daha yatkın olan video kameralarla devam etti.

View Post

İmajların Demokratizasyonu

Ulus Baker Kebikeç 24,  2007, s. 8-18 (Söyleşi: Süha Ünsal, Özge Çelikaslan, çeviriyazı: Özge Çelikaslan) // Türkiye’deki tarihçilik de; bambaşka bir şey de Osmanlı arşivlerinin nasıl işlediği, ama tarihçiliğin genel problemleri, bir takım haritalandırma problemleri. Bu video ile alakalı bir şey, söyleyeceğim şeylerle de alakalı. Mesela, bir arkeoloğun, bir tarihçinin, bir iklim bilimcinin ki bunların da tarihi var, bunların üst üste konulmasında bir problem var. Yani bir tarafta antropoloji, etnoloji gibi sosyal bilimlerin diğer dallarının, öte tarafta tarihin toplanabilir verilerinin haritaları farklı; draması ve bunların üst üste konulması eksik bir yön gibime geldi hep, tarihçileri okurken özellikle. Bunu görüp, bence çok başarılı bir tarihçilik yapan, bütün ideolojik çarpıtmalarıyla birlikte, işte Ortaçağ Avrupası etrafında yoğunlaşan Annales Ekolü işte belki biraz bunu delerek, bu haritalandırmayı denedi. Özellikle işte Montaillou Köyü üzerine yazılan tarih. Şimdi oradaki kayıtlar, bir taraftan kiliseye aittiler, engizisyona-engizisyon üyesi Jacques Fourier’in sorgu kayıtlarına dayanıyor, Katarlar üzerine saldırıldığında, Montaillou Köyü …

View Post

“Doza We, Dozame Ye”

Medet Dilek – 2008 // “Hakkari’den Ankara’ya Kağıtçılar” Belgeseli Üzerine “Hakkari’den Ankara’ya Kağıtçılar “ belgeseli, unutulmuş olanlara, görmek istemediklerimize, ve çözümsüz bıraktığımız bir soruna samimiyetli yaklaşımı, bizlere üç maymunluğumuzu sorgulatmaktadır 70 dakika boyunca. Onlarınki bir zorla göç ettirme öyküsüdür, memleketlerinden, yaşamlarından, sevdiklerinden ve dağlarından zorla koparılma öyküsü. 1994 yılında devletin baskısı ile sevgili Hakkari’lerinden, sevgili Kotranıs (Ördekli) köylerinden zorla atılma öyküsüdür onlarınki. Memleketlerinden koparılan köylüler, sanki asıl suçluyu ve suçlunun yerini biliyormuş gibi, Ankara’ya hayat kavgası için gelir ve yerleşirler. Aslında bu kavgaları, hem hayata hem de zorla göç ettirilmelerine neden olan Ankara politikalarına yöneliktir. Onlar Ankara’ya gelerek resmi ideolojinin kendi inkarcı, baskıcı yüzünü görmelerini bir nevi sağlıyorlar, çünkü onlar aynadır, resmi ideoloji de bu aynaya bakarak kendisini görebilir, ve baktığında da bir çirkin yüz görecektir. Kağıtçılardan olan Rıdvan’ın bütün söylediklerini anlamak için biraz kendinizi zorlayın: Belgesel filmin çalışanları Rıdvan’a soruyor : “Bir gecede mi köyü boşalttılar?” diye cevap hemen …

View Post

Bunu Hissedebiliyor musunuz?

Ulus Baker – 28.04.2007 // Ulus Baker’in 28 Nisan 2007’de Kozavisual’da vermiş olduğu dersin deşifresi… Anlattığı her konu sonrasında karşısındaki güruhun sessizliğini dürtmek için “Bunu hissedebiliyor musunuz?” diye soran güzel insan… Birinci Bölüm Görsel Düşünme, Visual Thinking diye bir ders organize etmiştik. Bu, kolektif olarak ortaya çıkmış bir derstir. 95’ten beri yürütülen bir dersin devamı mahiyetinde olan bir dersti. Orada genel bir düşünme çerçevesi oluştu. Bu derslerin birikimi çerçevesinde bugün tartışacağımız şeyin ya da özetlemeye çalışacağımız şeyin bazı formülasyonlarının eşlik edeceğini düşünüyorum. Başlangıçta bu ders ODTÜ GİSAM’da yapılıyordu, şimdi Bilgi Üniversitesi’nde veriyorum. Bir anlamda doktora tezim de sosyal bilimlerin epistemolojisi, diğer taraftan da ağırlıkla belgeselciliğin etikası çerçevesinde. Bunların ikisini birbirine devşirme ya da tokuşturma ya da birleştirme. Görsel düşünme fikri üzerine birtakım teorik ve pratik çalışmalarımız oldu. Şu anda sadece Bilgi Üniversitesi’nde devam ediyor bu ders. Tabii Bilgi biraz zor bir yer, görevliler açısından da zor, İstanbul zor bir yer. …

View Post

Bir Hayat

Eloise Dhuy – 2011 // Bir aile, yeni kurulmuş bir yuva… bir köy, emekli, zahmetli bir hayat, ancak topraklar, çocuklar, hayvanlar, bir ev… bir dil, veliler, büyük kentlere göç etmiş akrabalar… kutlamalar, düğün baharları, halaylar, danslar, müzikler… Ve…savaş, yakılan köy…tehditler, korucu olma, çatışmaya katılma, silaha sarılmayı reddediş… göç, terkedilmiş topraklar, en yakın kente gidiş, sadece orta boylu bir kent ama o kadar uzak, dev, yabancı, uçsuz bucaksız bu kent…köyde bırakılmış aile, kardeş, annebaba, çocuk… Uyum, işsizlik…serbest çalışmak için çabalar, girişimler…birkaç yıl istikrar…ailede geçirilen güzel kısa günlerde hamile kalan, çocuk doğuran eş…ekonomik kriz…yeniden göç, bazıları için Ankara’ya, diğerleri için Istanbul’a gidiş, bir amca, bir kuzen, bir tanıdığın yanına… Gecekondu semtinde kiralanmış bir ev…kentin tarih semtlerinde bir düzine « bekar » ile paylaşılan birkaç metrekarelik bir oda…bazen evli olan ama yalnız, ailelerinden uzak ve yalnız « bekarlar »… Ufak tefek işler…tekstil atölyelerinde yavaş yavaş öldüren işler, seyyar satıcılık, hamallık…ama çoğu zaman çöpten çıkan ekmek… aşiretten ilk …

View Post

Ankara’nın Martıları

Alper Şen / Solfasol / Ocak 2015 –   Ankara’da az ama yine de farkedilebilir miktarda bir martı nüfusun olduğu söylenir. Martıların nasıl Ankara’ya geldiğini öğrenmeye çalıştığınızda da Ankara’ya Samsun’dan ya da İstanbul’dan kamyonlarla gelen balıkları takip eden martı sürülerinin hikayesini duyarsınız. Tüm yolu kamyon kasalarında istiflenmiş balıkları alma çabasıyla geçiren martılar Ankara’ya geldiklerinde kendilerine hayatta kalabilmek için yerler ararlar. Bu yerlerden biri bir zamanlar Mamak’taki çöplüktü. Günümüzde ise Yenimahalle, Ulus, Kızılay’daki balık tezgahlarının, hallerinin ve çöplüklerin içinde kıyısında tepesinde geziniyorlar. Denizi olmayan çöplüğün içinde gün geçtikçe kararan martılar sonunda iri bir kargaya benzer görüntüleriyle Ankaralı oluyorlar. Ankara’da çöpün içinde martıların hali her ne kadar bir “düşmüşlük” çağrıştırsa da, başka bir göç yoluyla gelen ya da çöpte doğan kargalar, serçeler, kediler, köpekler ve diğer envai çeşit canlı içinse bir “düşmüşlük” halinden bahsetmeyiz. Onların çöpteki uğraşlarının, bizi bir martının uğraşı kadar hüzünlendirmeyeceği açıktır. Elias Cannetti,  hayvanlara dair bir betimlemesinde şöyle bir varsayım …

View Post

Video – Kameranın Mekan Anarşisi Üzerine

Alper Şen – 2005 Solfasol / Mayıs 2014 –   2003’te Ege Berensel’in “Orası-burası” konulu bir yerleştirme projesi için nasıl bir şeyler yapabiliriz üzerine konuşurken, aklıma daha çok “ebu garip” hapishanesindeki görüntülerden yola çıkıp işkence -şiddet – haz – askerlik gibi kavramlar üzerinden bir tasarım yaratmak gibi bir genel çerçeve belirmişti. Bu çerçeve kendince çok geniş ve neresinden tutulsa orası elimizde kalacak hissiyatı ve cehaleti içerisindeöylece kalakalmışken “orasının neresi” olduğu sorusuna veremeyeceğim cevaplardan sonra konunun içeriği değişti ve daraldı. Ege’nin çağrı metninde alıntı yapıp düşüne düşüne ilerleyerek; “Köşede bir yer.. Hücre gibi..Ve sonra başka bir köşede başka bir yer…Bir dizi küçük mekan kırıntısı, mekan parçacıkları… Bağlantıları önceden belirlenmiş değil”. “Herhangi bir yer” diyordu Deleuze buna. Ve bütünüyle böyle imaj üretme pratiğini deneysel sinemaya atfedecekti. Video doğası gereği yerini, ele geçirdiği alanı değil ama, o an bulunduğu mevkisini bağlantısız imajlarla üretir: Yani “videonun uzamı yoktur; bir video-mevki vardır.” Bin Ladin 2001’de …