View Post

Ankara’nın Martıları

Alper Şen / Solfasol / Ocak 2015 –   Ankara’da az ama yine de farkedilebilir miktarda bir martı nüfusun olduğu söylenir. Martıların nasıl Ankara’ya geldiğini öğrenmeye çalıştığınızda da Ankara’ya Samsun’dan ya da İstanbul’dan kamyonlarla gelen balıkları takip eden martı sürülerinin hikayesini duyarsınız. Tüm yolu kamyon kasalarında istiflenmiş balıkları alma çabasıyla geçiren martılar Ankara’ya geldiklerinde kendilerine hayatta kalabilmek için yerler ararlar. Bu yerlerden biri bir zamanlar Mamak’taki çöplüktü. Günümüzde ise Yenimahalle, Ulus, Kızılay’daki balık tezgahlarının, hallerinin ve çöplüklerin içinde kıyısında tepesinde geziniyorlar. Denizi olmayan çöplüğün içinde gün geçtikçe kararan martılar sonunda iri bir kargaya benzer görüntüleriyle Ankaralı oluyorlar. Ankara’da çöpün içinde martıların hali her ne kadar bir “düşmüşlük” çağrıştırsa da, başka bir göç yoluyla gelen ya da çöpte doğan kargalar, serçeler, kediler, köpekler ve diğer envai çeşit canlı içinse bir “düşmüşlük” halinden bahsetmeyiz. Onların çöpteki uğraşlarının, bizi bir martının uğraşı kadar hüzünlendirmeyeceği açıktır. Elias Cannetti,  hayvanlara dair bir betimlemesinde şöyle bir varsayım …

View Post

Video – Kameranın Mekan Anarşisi Üzerine

Alper Şen – 2005 Solfasol / Mayıs 2014 –   2003’te Ege Berensel’in “Orası-burası” konulu bir yerleştirme projesi için nasıl bir şeyler yapabiliriz üzerine konuşurken, aklıma daha çok “ebu garip” hapishanesindeki görüntülerden yola çıkıp işkence -şiddet – haz – askerlik gibi kavramlar üzerinden bir tasarım yaratmak gibi bir genel çerçeve belirmişti. Bu çerçeve kendince çok geniş ve neresinden tutulsa orası elimizde kalacak hissiyatı ve cehaleti içerisindeöylece kalakalmışken “orasının neresi” olduğu sorusuna veremeyeceğim cevaplardan sonra konunun içeriği değişti ve daraldı. Ege’nin çağrı metninde alıntı yapıp düşüne düşüne ilerleyerek; “Köşede bir yer.. Hücre gibi..Ve sonra başka bir köşede başka bir yer…Bir dizi küçük mekan kırıntısı, mekan parçacıkları… Bağlantıları önceden belirlenmiş değil”. “Herhangi bir yer” diyordu Deleuze buna. Ve bütünüyle böyle imaj üretme pratiğini deneysel sinemaya atfedecekti. Video doğası gereği yerini, ele geçirdiği alanı değil ama, o an bulunduğu mevkisini bağlantısız imajlarla üretir: Yani “videonun uzamı yoktur; bir video-mevki vardır.” Bin Ladin 2001’de …

View Post

Duygular Sosyolojisi – Towards a Sociology of Affects

Duygular Sosyolojisi Ulus Baker Beyin Ekran. Derleyen – Edited by: Ege Berensel, Birikim Yayınları, 2011, sayfa: 42-47. Scroll down for English version –  Sosyoloji ve genel olarak sosyal bilimler, özellikle akademik evrimleri boyunca gittikçe bir “kanaatler sosyolojisi” karakte­ri kazanmaya meylettiler. Yani aslında en değişken toplumsal olgulardan olan kanaatlerin bir koleksiyonu, bir filtrelenmesi ve bir özetlenmesi olarak kendi pratiklerini biçimlendirdiler. Bu durum genel olarak beşeri bilimleri, önemli bir episte­molojik problemle karşı karşıya bırakmaktadır: kanaatlerin kanaati olmak ya da daha doğrusu kanaatlerle bilgi arasın­daki en klasik ayrım karşısında, birincisine yönelmek. Böyle­ce en azından olağan bilim olarak sosyoloji bir enformasyon ya da “bilme” türü olmaktan çok, insanlara kendi dünyaları, yaşamları ve amaçları, istekleri ve ihtiyaçları konusunda ne düşündüklerini soran bir araştırma teknolojisi olarak kendini sınırlandırma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Oysa gazeteciliğin ve genel olarak enformasyon medyasının, giderek devletin is­tihbarat aygıtlarının bu pratiği çok daha yetkin ve edimsel bir tarzda yürütebileceği rahatlıkla söylenebilir. Kanaatler sosyolojisi …

View Post

TV Camında “Öteki Medya” Nasıl Tarif Edilir?

Alper Şen – 2005 // Bundan birkaç ay önce 5N 1K programında Cüneyt Özdemir “öteki medya”yı ele aldı. “İşte onlar, işte öteki medya!” gösterisi Cüneyt Özdemir’in öteki’ye güzellemeleri eşliğinde sunuldu. “Onlar ki…” güzellemeleri içerisinde Özdemir’in tanımladığı öteki medyanın üyeleri şunlar: Yeni Harman, Kaos GL, Amargi, Güney, Ateş Hırsızı, Siyahi ve diğerleri de büyük kitapçılarda görebileceğiniz en genel tabirle Türkiye’deki bilimum bağımsız anti-faşist dergiler. Araştırmacı gazetecimiz dalıyor fütursuzca ve korkusuzca ötekinin mekanına ve cok ilginç şeyler öğrenip geri dönüyor TV stüdyolarına. “Dergiyi çıkarmak için ceplerinden para harcıyorlar, derginin hazırlandığı yer aynı zamanda café gibi (ne ilginç), bakın burada “çay beşyüz tost birbucuk” yazıyor (vay canına), hmm demek tiraj yetmiyor üstünü siz cebinizden tamamlıyorsunuz (hala aklım almıyor), peki sizi kaç kişi okuyor, yani tiraj falan? 200 mü?” (ah sizi gidi inanmış sempatik kaybedenler sizi…) Sonra Cüneyt Özdemir’in betimleyici sesi giriyor, kamera İstiklal’i adımlıyor. Beyoğlu’nun arka sokaklarında basıldığını ve dağıtıldığını söylüyor Özdemir bu …

View Post

Söz Uçar Yazı Kalır; Peki Ya Görüntü?

Gürşat Özdamar – 20 Ocak 2004 // Başka bir dünyayı mümkün sayanların medyayı da başkalaştırmaları kadar doğal bir şey olamazdı, video aktivistleri, alternatif medyacılar bunu ‘gösteriyor’. Görüntü kaydetme ve oynatma cihazlarının bir tür eylemci ruh haliyle kullanılmasına Seattle’da rastlıyoruz. O güne dek ister yerel olsun ve ister uluslararası pek çok basın yayın kurumunun verdiği haberlerden, aktardığı görüntülerden başka bir Seattle olduğuna ya oraya giden kişilerin anlattıklarından ya da yazdıklarından ama asıl işte bu video görüntüleri ile ‘haberdar’ olduk. Bu görüntüler ilk başta bu protesto gösterilerine katılan kişilerin kendi şahsi kayıtları dışında pek de anlam taşımıyordu belki. Aradan geçen üç-beş yıla rağmen bile, o günlere dönüp baktığımızda en birinci elden kayıt altına alınmış tanıklıklar olarak öne çıkıyor. Evet, ama tanıklık sözcüğü de pek yeterli olmasa gerek. İşte şimdilerde video aktivizmi olarak sıkça duyduğumuz şeyin ta kendisi. Hayatın belgesi. Yani haber denilen şey ne ise belki bunu da tartışmaya açarak. Çünkü pek de …

View Post

artıkişler

artıkişler 2007 yılından beri video ve diğer görsel sanat alanlarında bağımsız çalışmalar üreten kişi ve kolektiflerin yapmış olduğu çalışmaları ortak bir platformda toplamak ve bu çalışmaları farklı alanlarda sergilemek, göstermek ve yayınlamak amacıyla kurulmuştur. neyin-kimin artığı?  Türkiye’de, diğer ülkelerde de olduğu gibi, video ve görsel sanatlar alanında üretilen işlerin mevcut medya sektörünün kuralları ve trendleri doğrultusunda şekilleniyor olması, bu işlerin genellikle anaakım medyanın açtığı kanallarda kendine yer bulmasına neden oluyor. Aynı zamanda da anaakımda yer bulabilmek adına mevcut trendler takip edilerek işler üretiliyor. Kendisine bu endüstride yer bul(a)mayan ürünlerse “alternatif” olarak dahi adlandırılmıyor. Çünkü mevcut yapılanmada “alternatif”, anaakım medyanın yeni bir eğilim olarak pazarlayabildiği bir slogana dönüşüyor. Bu nedenle eleştirel işler üreten yaratıcıların “daha izlenir olmak” ve “üslup geliştirmek” kaygıları ve kavram kargaşası arasında, işleri de ister istemez anaakım medyada ticari bir araca dönüşüyor. Bu nedenle artıkişler’in öncelikli hedefi herhangi bir ürünü “alternatif” değil, “kendine özgü” olarak düşünmek ve kabul …