View Post

İmajların Demokratizasyonu

Ulus Baker Kebikeç 24,  2007, s. 8-18 (Söyleşi: Süha Ünsal, Özge Çelikaslan, çeviriyazı: Özge Çelikaslan) // Türkiye’deki tarihçilik de; bambaşka bir şey de Osmanlı arşivlerinin nasıl işlediği, ama tarihçiliğin genel problemleri, bir takım haritalandırma problemleri. Bu video ile alakalı bir şey, söyleyeceğim şeylerle de alakalı. Mesela, bir arkeoloğun, bir tarihçinin, bir iklim bilimcinin ki bunların da tarihi var, bunların üst üste konulmasında bir problem var. Yani bir tarafta antropoloji, etnoloji gibi sosyal bilimlerin diğer dallarının, öte tarafta tarihin toplanabilir verilerinin haritaları farklı; draması ve bunların üst üste konulması eksik bir yön gibime geldi hep, tarihçileri okurken özellikle. Bunu görüp, bence çok başarılı bir tarihçilik yapan, bütün ideolojik çarpıtmalarıyla birlikte, işte Ortaçağ Avrupası etrafında yoğunlaşan Annales Ekolü işte belki biraz bunu delerek, bu haritalandırmayı denedi. Özellikle işte Montaillou Köyü üzerine yazılan tarih. Şimdi oradaki kayıtlar, bir taraftan kiliseye aittiler, engizisyona-engizisyon üyesi Jacques Fourier’in sorgu kayıtlarına dayanıyor, Katarlar üzerine saldırıldığında, Montaillou Köyü …

View Post

“Doza We, Dozame Ye”

Medet Dilek – 2008 // “Hakkari’den Ankara’ya Kağıtçılar” Belgeseli Üzerine “Hakkari’den Ankara’ya Kağıtçılar “ belgeseli, unutulmuş olanlara, görmek istemediklerimize, ve çözümsüz bıraktığımız bir soruna samimiyetli yaklaşımı, bizlere üç maymunluğumuzu sorgulatmaktadır 70 dakika boyunca. Onlarınki bir zorla göç ettirme öyküsüdür, memleketlerinden, yaşamlarından, sevdiklerinden ve dağlarından zorla koparılma öyküsü. 1994 yılında devletin baskısı ile sevgili Hakkari’lerinden, sevgili Kotranıs (Ördekli) köylerinden zorla atılma öyküsüdür onlarınki. Memleketlerinden koparılan köylüler, sanki asıl suçluyu ve suçlunun yerini biliyormuş gibi, Ankara’ya hayat kavgası için gelir ve yerleşirler. Aslında bu kavgaları, hem hayata hem de zorla göç ettirilmelerine neden olan Ankara politikalarına yöneliktir. Onlar Ankara’ya gelerek resmi ideolojinin kendi inkarcı, baskıcı yüzünü görmelerini bir nevi sağlıyorlar, çünkü onlar aynadır, resmi ideoloji de bu aynaya bakarak kendisini görebilir, ve baktığında da bir çirkin yüz görecektir. Kağıtçılardan olan Rıdvan’ın bütün söylediklerini anlamak için biraz kendinizi zorlayın: Belgesel filmin çalışanları Rıdvan’a soruyor : “Bir gecede mi köyü boşalttılar?” diye cevap hemen …

View Post

Bunu Hissedebiliyor musunuz?

Ulus Baker – 28.04.2007 // Ulus Baker’in 28 Nisan 2007’de Kozavisual’da vermiş olduğu dersin deşifresi… Anlattığı her konu sonrasında karşısındaki güruhun sessizliğini dürtmek için “Bunu hissedebiliyor musunuz?” diye soran güzel insan… Birinci Bölüm Görsel Düşünme, Visual Thinking diye bir ders organize etmiştik. Bu, kolektif olarak ortaya çıkmış bir derstir. 95’ten beri yürütülen bir dersin devamı mahiyetinde olan bir dersti. Orada genel bir düşünme çerçevesi oluştu. Bu derslerin birikimi çerçevesinde bugün tartışacağımız şeyin ya da özetlemeye çalışacağımız şeyin bazı formülasyonlarının eşlik edeceğini düşünüyorum. Başlangıçta bu ders ODTÜ GİSAM’da yapılıyordu, şimdi Bilgi Üniversitesi’nde veriyorum. Bir anlamda doktora tezim de sosyal bilimlerin epistemolojisi, diğer taraftan da ağırlıkla belgeselciliğin etikası çerçevesinde. Bunların ikisini birbirine devşirme ya da tokuşturma ya da birleştirme. Görsel düşünme fikri üzerine birtakım teorik ve pratik çalışmalarımız oldu. Şu anda sadece Bilgi Üniversitesi’nde devam ediyor bu ders. Tabii Bilgi biraz zor bir yer, görevliler açısından da zor, İstanbul zor bir yer. …

View Post

Bir Hayat

Eloise Dhuy – 2011 // Bir aile, yeni kurulmuş bir yuva… bir köy, emekli, zahmetli bir hayat, ancak topraklar, çocuklar, hayvanlar, bir ev… bir dil, veliler, büyük kentlere göç etmiş akrabalar… kutlamalar, düğün baharları, halaylar, danslar, müzikler… Ve…savaş, yakılan köy…tehditler, korucu olma, çatışmaya katılma, silaha sarılmayı reddediş… göç, terkedilmiş topraklar, en yakın kente gidiş, sadece orta boylu bir kent ama o kadar uzak, dev, yabancı, uçsuz bucaksız bu kent…köyde bırakılmış aile, kardeş, annebaba, çocuk… Uyum, işsizlik…serbest çalışmak için çabalar, girişimler…birkaç yıl istikrar…ailede geçirilen güzel kısa günlerde hamile kalan, çocuk doğuran eş…ekonomik kriz…yeniden göç, bazıları için Ankara’ya, diğerleri için Istanbul’a gidiş, bir amca, bir kuzen, bir tanıdığın yanına… Gecekondu semtinde kiralanmış bir ev…kentin tarih semtlerinde bir düzine « bekar » ile paylaşılan birkaç metrekarelik bir oda…bazen evli olan ama yalnız, ailelerinden uzak ve yalnız « bekarlar »… Ufak tefek işler…tekstil atölyelerinde yavaş yavaş öldüren işler, seyyar satıcılık, hamallık…ama çoğu zaman çöpten çıkan ekmek… aşiretten ilk …

View Post

Ankara’nın Martıları

Alper Şen / Solfasol / Ocak 2015 –   Ankara’da az ama yine de farkedilebilir miktarda bir martı nüfusun olduğu söylenir. Martıların nasıl Ankara’ya geldiğini öğrenmeye çalıştığınızda da Ankara’ya Samsun’dan ya da İstanbul’dan kamyonlarla gelen balıkları takip eden martı sürülerinin hikayesini duyarsınız. Tüm yolu kamyon kasalarında istiflenmiş balıkları alma çabasıyla geçiren martılar Ankara’ya geldiklerinde kendilerine hayatta kalabilmek için yerler ararlar. Bu yerlerden biri bir zamanlar Mamak’taki çöplüktü. Günümüzde ise Yenimahalle, Ulus, Kızılay’daki balık tezgahlarının, hallerinin ve çöplüklerin içinde kıyısında tepesinde geziniyorlar. Denizi olmayan çöplüğün içinde gün geçtikçe kararan martılar sonunda iri bir kargaya benzer görüntüleriyle Ankaralı oluyorlar. Ankara’da çöpün içinde martıların hali her ne kadar bir “düşmüşlük” çağrıştırsa da, başka bir göç yoluyla gelen ya da çöpte doğan kargalar, serçeler, kediler, köpekler ve diğer envai çeşit canlı içinse bir “düşmüşlük” halinden bahsetmeyiz. Onların çöpteki uğraşlarının, bizi bir martının uğraşı kadar hüzünlendirmeyeceği açıktır. Elias Cannetti,  hayvanlara dair bir betimlemesinde şöyle bir varsayım …

View Post

Video – Kameranın Mekan Anarşisi Üzerine

Alper Şen – 2005 Solfasol / Mayıs 2014 –   2003’te Ege Berensel’in “Orası-burası” konulu bir yerleştirme projesi için nasıl bir şeyler yapabiliriz üzerine konuşurken, aklıma daha çok “ebu garip” hapishanesindeki görüntülerden yola çıkıp işkence -şiddet – haz – askerlik gibi kavramlar üzerinden bir tasarım yaratmak gibi bir genel çerçeve belirmişti. Bu çerçeve kendince çok geniş ve neresinden tutulsa orası elimizde kalacak hissiyatı ve cehaleti içerisindeöylece kalakalmışken “orasının neresi” olduğu sorusuna veremeyeceğim cevaplardan sonra konunun içeriği değişti ve daraldı. Ege’nin çağrı metninde alıntı yapıp düşüne düşüne ilerleyerek; “Köşede bir yer.. Hücre gibi..Ve sonra başka bir köşede başka bir yer…Bir dizi küçük mekan kırıntısı, mekan parçacıkları… Bağlantıları önceden belirlenmiş değil”. “Herhangi bir yer” diyordu Deleuze buna. Ve bütünüyle böyle imaj üretme pratiğini deneysel sinemaya atfedecekti. Video doğası gereği yerini, ele geçirdiği alanı değil ama, o an bulunduğu mevkisini bağlantısız imajlarla üretir: Yani “videonun uzamı yoktur; bir video-mevki vardır.” Bin Ladin 2001’de …

View Post

Duygular Sosyolojisi – Towards a Sociology of Affects

Duygular Sosyolojisi Ulus Baker Beyin Ekran. Derleyen – Edited by: Ege Berensel, Birikim Yayınları, 2011, sayfa: 42-47. Scroll down for English version –  Sosyoloji ve genel olarak sosyal bilimler, özellikle akademik evrimleri boyunca gittikçe bir “kanaatler sosyolojisi” karakte­ri kazanmaya meylettiler. Yani aslında en değişken toplumsal olgulardan olan kanaatlerin bir koleksiyonu, bir filtrelenmesi ve bir özetlenmesi olarak kendi pratiklerini biçimlendirdiler. Bu durum genel olarak beşeri bilimleri, önemli bir episte­molojik problemle karşı karşıya bırakmaktadır: kanaatlerin kanaati olmak ya da daha doğrusu kanaatlerle bilgi arasın­daki en klasik ayrım karşısında, birincisine yönelmek. Böyle­ce en azından olağan bilim olarak sosyoloji bir enformasyon ya da “bilme” türü olmaktan çok, insanlara kendi dünyaları, yaşamları ve amaçları, istekleri ve ihtiyaçları konusunda ne düşündüklerini soran bir araştırma teknolojisi olarak kendini sınırlandırma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Oysa gazeteciliğin ve genel olarak enformasyon medyasının, giderek devletin is­tihbarat aygıtlarının bu pratiği çok daha yetkin ve edimsel bir tarzda yürütebileceği rahatlıkla söylenebilir. Kanaatler sosyolojisi …

View Post

TV Camında “Öteki Medya” Nasıl Tarif Edilir?

Alper Şen – 2005 // Bundan birkaç ay önce 5N 1K programında Cüneyt Özdemir “öteki medya”yı ele aldı. “İşte onlar, işte öteki medya!” gösterisi Cüneyt Özdemir’in öteki’ye güzellemeleri eşliğinde sunuldu. “Onlar ki…” güzellemeleri içerisinde Özdemir’in tanımladığı öteki medyanın üyeleri şunlar: Yeni Harman, Kaos GL, Amargi, Güney, Ateş Hırsızı, Siyahi ve diğerleri de büyük kitapçılarda görebileceğiniz en genel tabirle Türkiye’deki bilimum bağımsız anti-faşist dergiler. Araştırmacı gazetecimiz dalıyor fütursuzca ve korkusuzca ötekinin mekanına ve cok ilginç şeyler öğrenip geri dönüyor TV stüdyolarına. “Dergiyi çıkarmak için ceplerinden para harcıyorlar, derginin hazırlandığı yer aynı zamanda café gibi (ne ilginç), bakın burada “çay beşyüz tost birbucuk” yazıyor (vay canına), hmm demek tiraj yetmiyor üstünü siz cebinizden tamamlıyorsunuz (hala aklım almıyor), peki sizi kaç kişi okuyor, yani tiraj falan? 200 mü?” (ah sizi gidi inanmış sempatik kaybedenler sizi…) Sonra Cüneyt Özdemir’in betimleyici sesi giriyor, kamera İstiklal’i adımlıyor. Beyoğlu’nun arka sokaklarında basıldığını ve dağıtıldığını söylüyor Özdemir bu …

View Post

Söz Uçar Yazı Kalır; Peki Ya Görüntü?

Gürşat Özdamar – 20 Ocak 2004 // Başka bir dünyayı mümkün sayanların medyayı da başkalaştırmaları kadar doğal bir şey olamazdı, video aktivistleri, alternatif medyacılar bunu ‘gösteriyor’. Görüntü kaydetme ve oynatma cihazlarının bir tür eylemci ruh haliyle kullanılmasına Seattle’da rastlıyoruz. O güne dek ister yerel olsun ve ister uluslararası pek çok basın yayın kurumunun verdiği haberlerden, aktardığı görüntülerden başka bir Seattle olduğuna ya oraya giden kişilerin anlattıklarından ya da yazdıklarından ama asıl işte bu video görüntüleri ile ‘haberdar’ olduk. Bu görüntüler ilk başta bu protesto gösterilerine katılan kişilerin kendi şahsi kayıtları dışında pek de anlam taşımıyordu belki. Aradan geçen üç-beş yıla rağmen bile, o günlere dönüp baktığımızda en birinci elden kayıt altına alınmış tanıklıklar olarak öne çıkıyor. Evet, ama tanıklık sözcüğü de pek yeterli olmasa gerek. İşte şimdilerde video aktivizmi olarak sıkça duyduğumuz şeyin ta kendisi. Hayatın belgesi. Yani haber denilen şey ne ise belki bunu da tartışmaya açarak. Çünkü pek de …

View Post

artıkişler

artıkişler 2007 yılından beri video ve diğer görsel sanat alanlarında bağımsız çalışmalar üreten kişi ve kolektiflerin yapmış olduğu çalışmaları ortak bir platformda toplamak ve bu çalışmaları farklı alanlarda sergilemek, göstermek ve yayınlamak amacıyla kurulmuştur. neyin-kimin artığı?  Türkiye’de, diğer ülkelerde de olduğu gibi, video ve görsel sanatlar alanında üretilen işlerin mevcut medya sektörünün kuralları ve trendleri doğrultusunda şekilleniyor olması, bu işlerin genellikle anaakım medyanın açtığı kanallarda kendine yer bulmasına neden oluyor. Aynı zamanda da anaakımda yer bulabilmek adına mevcut trendler takip edilerek işler üretiliyor. Kendisine bu endüstride yer bul(a)mayan ürünlerse “alternatif” olarak dahi adlandırılmıyor. Çünkü mevcut yapılanmada “alternatif”, anaakım medyanın yeni bir eğilim olarak pazarlayabildiği bir slogana dönüşüyor. Bu nedenle eleştirel işler üreten yaratıcıların “daha izlenir olmak” ve “üslup geliştirmek” kaygıları ve kavram kargaşası arasında, işleri de ister istemez anaakım medyada ticari bir araca dönüşüyor. Bu nedenle artıkişler’in öncelikli hedefi herhangi bir ürünü “alternatif” değil, “kendine özgü” olarak düşünmek ve kabul …

View Post

Völker, Hört Die Signale! / Halklar Duyun Bu Sesi!

Futbol, Kimlik, Sol Kültür ve St Pauli Üzerine St Pauli Taraftarı Ümit Güney İle Söyleşi 2008 – Artıkİşler Uzun yıllar Hamburg’da yaşadığınız dönemde St. Pauli’ye ilginiz ve onun öncesinde futbola ilginiz nasıl başladı? Futbolu sevmiyorum aslında, iyi futbol beni ilgilendirmiyor, iyi futbol oynayan büyük takımlar da öyle… Ama eğer sevdiğim bir büyük takım, büyük oyuncular, başarılı takım filan varsa bu 70’lerin Ajax’ıdır. Ama mesela Real Madrid, olmasa çok daha mutlu olabileceğim bir takım… Bayern München, Manchester United keza… Bizde de Fenerbahçe, Galatasaray, hatta Beşiktaş ve Trabzon da olmasa Türk futbolunun kesinlikle daha ileri gideceğini düşünürüm. Yoksa var olsunlar, sorun değil. Bir de bazı takımların akustik olarak isimleri hoşuma gider. Mesela Ferencvaroş. Nedir, hangi futbolcular oynar, ben futbolcuları da tanımam. Ben takımları seviyorum. Taraftar olmadığım bir maç beni ilgilendirmez. Ben ilk kez bir İstanbulspor maçına gittim. 1966 idi galiba, Beykoz-İstanbulspor maçı. Mithatpaşa’da, İnönü Stadı’nda, ikisi de sarı siyah takımların, kaybeden küme …