View Post

GerideKalan İçSesler 4 – JhunShun

İnder, elindeki Saadat Hasan Manto öyküsünün sayfalarını daha da büküyor, buruyor. Yüzünde profesyonel bir gülümseme. Karşısında, bu çöple kaplanmış sahilde ne aradığını tersleyerek soran Hindu tapınak görevlisinin aklını almaya çalışıyor. Adam bizi arkadaşlarını çağırmakla tehdit ediyor. Biri geliyor hatta. İnder son kozunu oynuyor. “Neden bu tür soruları evinde bir çay ısmarlayarak ve benimle arkadaş olmaya çalışarak sormuyorsun?” Adamı beklemediği yerden kavrıyor, parmakları Manto’nun buruşmuş hikâyesini daha da sarıyor, görünmez yapıyor. Tapınak görevlisi İnder’in bu profesyonel arkadaşlık isteğine karşı koyamıyor, bizimle birlikte köyde yürüyor. Çocukları Kanada’da yaşıyormuş. Bizden “yabancı olduğumuz için” rahatsız olmuş. Ayrıca burası da büyük şirketlerin göz koyduğu yerlermiş. Yani neden çöp çekiyor olabiliriz ki? Belki de şirketlerin görevlendirdiği insanlarız. Ama sahil burası, hemen yanımızda kriket oynayan gençler, cep telefonlarında bu sahilin onlarca kaydı var. Onlar başka, biz başkayız. Hem ben de hiç konuşmuyorum. Yüzümdeki hiç bir şeyi anlamıyor görünen sırıtmaya güvenmeye çalışıyorum. Tapınağın orada adam bizim artık bir …

View Post

GerideKalan İçsesler 3 – Gülemezsiniz

Parmaklarımdan büyük işler yapıyorum galiba. Ne gerek vardı ki kendi ütopyanı gördüklerine dayatmanın. Bak, aklındaki kirli mürekkep de akıyor ekrana. Bozuk pikselleri meyve bıçağı ile kesmeye çalışırsan, ekrana mürekkep akıtıp beyninden parmaklarına yayılan küflü maviliği izleyerek dalarsan olacağı buydu. Her yerde gereksiz bir yanık kokusu… Bir ekmek kızartma kokusu aklına gelmez. Kesin trajiktir tüm yanıklar senin için. Önünde yığılmış bozuk görüntüler, aklında maviyi bir yerlere sokuşturmak kalmış. Ya tamam zorlama işte, gökyüzü, deniz falan yap bişeyler… Anlamı yoruyorsun. Topladığın görüntülerdeki herkes sana bıkkınlıkla bakıyor. “Ne yapacak şimdi yine, yine hangi şekle koyacak bizi. Bizi ekranda sabah akşam ağlatırken bizim şu an uyuduğumuzu biliyor mu?” “Hayır uyumuyorsunuz, uyumamanız lazım. Ekranın içinden çıkamazsınız, bir kere gözyaşlarınızı bıraktınız kayda. Artık onlar sizin değil. İstediğim yerde istediğim zaman ağlayacaksınız bundan sonra. Ama her birinde de bir anlam olacak merak etmeyin. Aralık imaj akışına göre, sizden önce ve sonra eğleşenleri kötülemek için ağlayacaksınız. Çok büyük …

View Post

Ütopyadan Artakalanlar: City of the Sun Belgeseli Üzerine

Özge Çelikaslan [1] Rati Oneli’nin ilk belgesel filmi City of the Sun (Mzis qalaqi, 2017), her ne kadar ismini Campanella’nın Türkçe’ye Güneş Ülkesi olarak çevrilen ütopyasından alsa da, ondan “artık” epey uzak, hatta kimi zaman distopik bile bulabileceğimiz iş, emek, üretim ağıyla örülü bir kentin damarlarına nüfuz ediyor… Prömiyerini bu yıl Berlinale Forum’da yapan film, aralarında Želimir Žilnik’in de bulunduğu Saraybosna Film Festivali belgesel jürisinden en iyi belgesel ödülü aldı. Festivalin son günü izleyebildiğim filmden hafif bir baş dönmesiyle çıktıktan sonra yönetmeniyle yaptığım görüşmelerden ve benimle paylaştığı notlardan ortak bir metin oluşturma fikri ortaya çıktı. Ütopya City of the Sun, kendine özgü imge ve ses rejimiyle, Gürcistan’da pek de güneşin açmadığı, hayaletimsi bir kentin, Chiatura’nın içine doğru yapılan düş/ün/sel bir yolculuk hissi veriyor. 19. yüzyılda Gürcü şairler ve aristokratlar tarafından idealist emellerle kurulan kent, Sovyet rejimi tarafından bir sanayi merkezi haline getiriliyor. Sonraları Amerikalı milyarder Harriman kente büyük yatırımlar yapıyor; tiyatrolar, …

View Post

GerideKalan İçSesler 2 – Vertov’un Kabusu

“Üzerinde konuşulamayan konuda susmalı.” L.Wittgenstein – Tractatus Önce Google’a yazalım “Suriye’de savaş”, oradan da “videolar” sekmesine geçelim. 0.29 saniyede 4.850.000 sonuç. İnternet yavaş sanki… Aramayı biraz rafineleştirmeliyim. Yüksek kalitede arama seçeneği sağ olsun. Peki tam olarak ne aramalıyım? Acaba “tag”lar versem bir işe yarar mı? Mesela? Göç, yıkım… İngilizce tabii ki… Yapacağım videoda çok kanlı şeyler istemiyorum. Kan olacaksa da izi olsun ki izleyici hemen kaçmasın. Zaten youtube da bunları göstermiyor. Hep aynı bildik patlama, bombalama görselleri de olmamalı. Kafa kesme görüntüleri de zaten eskidi. Bir metafora ihtiyacım var. İzleyiciyi şaşırtmalı, daha önce görmediği bir bakış, anlatım tarzı gibi mi? Yok tam olarak öyle değil. Bir videoda Halep’ten taşınan bir aile yanına duvar saatini almış. Duvar saati, hmm… Bu, çok iyi bir metafor olabilir. Saatin markası Damaşk. Evet evet, buradan yola çıkabilirim. Ama… Bochert’in böyle bir kısa öyküsü var. 2. Dünya Savaşı’nda duran bir saati anlatıyor. Yani özgün bir fikir …

View Post

Geride Kalan İç Sesler 1 – Hasan’ı Beklerken

İki gün önce sürünerek çıktığın arabada unuttuğun telefonda cevapsız çağrılar kaldı. Biraz önce, bu daracık mevzide zamanın boşluğundan aklının derinlerine düşmeden önce hatırladın iki gün önceki cevapsız çağrılar. En zor zamanlarında en gereksiz şeyler kafanı dolduracak illa ki… Sanki aylardır uğramadığın evde ocağı açık unuttun, muslukları da kapatmadın. Sen dönene kadar evde yangın çıkacak, çıkan yangını da evi basan sel söndürecek. Komik geliyor sana böyle basit zıtlıklar. Ağlamak üzereyken gülmek gibi değil, ama bu mevzide elinde tüfekle keskin nişancıyı oynarken kendine laf sokmaya çalışmaya çalışıyorsun sanki. İyi, sen bilirsin. Boşlukta böyle gül kendi kendine… Ortalıkta bir ayna da yok ki şu yüzündeki rezil sırıtma hali aklına kazınsın. Ayna olsa üzerindeki rezil kamuflaj giyisis içinde cücük gibi kaldığını da görecektin ama neyse… Ama yine de telefonu arabadan almış olsaydın iyiydi. Arayan her kimse sana muhakkak çok önemli şeyler söyleyecekti, ki defalarca cevapsız kalmayı önemsemeden sürekli aradı. “Aslında açsaydım da sadece üzerimde …

View Post

Videoeylem: Sınırlar, Yurt ve Kavga

Oktay İnce 2000 yılı, milenyumun başlarında Karahaber adıyla VideA’dan, video ile sanat eylemekten farklı bir uğraşa doğru kaydığımızda videoeylemin bir yurdu yoktu ülkemizde. Varsayabileceğimiz tek yurt ise haberci ile belgesel sinemacı tarafından işgal edilmiş, ikisinin arasında sallanıyor, itilip kakılıyor, ya haberciliğin bir parçası ya da belgesele yandan dahil edilerek söz alabiliyorduk. Aslında söz bile almıyorduk çünkü Ulus Baker üzerinden Vertov’un “hayat nasılsa öyle”sini sayıklayıp duruyorduk. İcraatımız var sözümüz yok idi. Batıdaki anlamıyla videoaktivizmin pratiği ve ithal ezberleri üzerinden emaneten yerleştirildiğimiz yerlerde ise diken üstündeydik. Bir sınırdan, sınırlarımızın genişlemesinden bahsedebilmemiz için kendimize bir yurt açmak, o yurda yerleşme zorundaydık. Bu gün,yurttaş haberciliği, belgesel sinema veya video aktivizmden farkı görülebilir hale geldikten sonra, videoeylemciler olarak anılmaya başladığımıza göre, artık bir yurdumuz var. Dolayısıyla yurdumuzun da giderek genişletebileceğimiz sınırları. İster köylüler ister göçebeler, yurt adlandırmasının ataları, kavgasız yurt edinilemeyeceğini bilirler. Biz de, belgesel sinema, habercilik ve videoaktivizm ile farklılıklarımızın üzerinden çok kavga ettik, …

View Post

Devrim’in Sineması: Odessa Kaldırımlarında Ayaklanan Sine-Göz

Alper Şen Ayrıntı Dergisi Sayı: 23 – Ekim Devrimi Sayısı Sovyet Devrimi dünya tarihinin akışını değiştirirken, bu devrime tanıklık eden Sovyet yönetmenleri ve sinema düşünürleri de eserleri ile sinemayı yeniden tanımlayarak, hareketli görüntünün akışında devrimci bir anlatım estetiği kurgudılar. 1920’lerde Sovyetler Birliği, bu nedenle Devrim’in nasıl yazılması, anlatılması, kaydedilmesi ve nasıl kurgulanması gerektiğine dair hararetli bir tartışmanın sürdüğü yıllar oldu. Bu tartışmaların merkezinde kalan, birbirlerinden tamamen farklı tarzlarda yapılan iki film, Potemkin Zırhlısı (1925) ve Kameralı Adam (1929) ve bu iki filmin yönetmenleri Sergei Eisenstein ve Dziga Vertov, sinematografide yaptıkları devrimle bugünün hareketli görüntü estetiğinde kalıcı iz bıraktılar. * Odessa Kaldırımları’ndaki Devrim: Sergei Eisenstein Sergei Eisenstein, “Potemkin Zırhlısı”nın (1925) “Odessa Kaldırımları” sahnesindeki her kadrajın ve her kamera hareketinin sinema tarihinde ve tekniğinde bir devrime işaret ettiğini biliyor muydu emin değiliz. Ama emin olduğumuz bir şey, Eisenstein’in bu sahnede geliştirmiş olduğu anlatım tekniği ve estetiğinin bugünün sinema dili için bile hala …

View Post

Akademik/Politik Doğrulayıcı Olarak PoVe, AkEl ve Diğerleri

Oktay İnce PoVe genellikle isimsizdir,”iki genç”, “somalı bir çiftçi”,”Soma’dan gelen işçi”,”Kınıklı kadınlar” onlardır İktidar ve tabii ki direniş, insanın kendi içine yerleşecek kadar mikro bir hal aldığında, ruhumuzun bedenimiz üzerinde, zihnimizin ruhumuz üzerinde kurduğu iktidardan söz etmeye başladığımızda, bilgi, çoktan bir iktidar aygıtı olarak ilan edilmişti, hem de en kabasından. Bilgi, gömlek gibi üzerinden sıyırıp  kurtulacak bir şey olmadığından, bilgimizin hem nesnesi hem müşterisi olan halk, yani “bilmeyen” ile “bilen” arasındaki denkleşme nasıl sağlanabilirdi? Modern zamanlarda Marksist yol, onları “kendinde” iken “kendisi için” haline getirecek bir bilinçlendirme faaliyeti sonunda bu denkleşmenin sağlanması idi. Ama şimdi artık makro iktidar algısının mikro iktidar algısına dönüştüğü zamanlarda bilginin özgürleşme perspektifinin yeni bir biçim alması icap ederdi. Çatal çatal bilgi yollarından birisi, bilgiyi okulların, kitapların, aydınların yazanların çizenlerin, insanın bildiği şey olmaktan çıkarmak oldu. Doğa da her şeyi zaten bilirdi. Kendi doğasını bilirdi, doğanın doğasını bilirdi. Kediler fareyi, kuşlar uçmayı bilirdi, ve başkasına öğretirdi. …

View Post

Sosyal Bilimler ve İmaj

Tekel Direnişi üzerine bir araştırma çalışmasının imajlar üzerinden bir yeniden okuması Oktay İnce METİN-İMAJ-DOĞRULAMA Metin içinde imajın metinle nasıl bir ilişki kurduğu önemli, bir doğrulama, kanıtlama işlevi mi üstleniyor, metni yeniden yorumlayıp zenginleşmesini sağlayan öznel bir katkı mı, salt yazının yoruculuğundan okuyucuyu uzaklaştıracak bir ara formül mü? Şunu söyleyebilir miyiz, kitaptaki hiç bir imaj  metinle tartışmak, onu inkar etmek, yanlışlamak için konmaz yazar tarafından. Söylenenin, savlananın tersini iddia eden. Niçin? Metnin, bir politik hareket tarafından biraz da propaganda amaçlı yazıldığını düşünelim. Kendi elemanlarının işçilerle nasıl samimi, doğru ve politik olarak dönüştürücü ilişkiler kurduğunu gösteren bir çok fotoğraf görürdük. Nitekim bu tür metinlerin örneği çok Tekel Direnişinde. Politik hareketler kendilerini doğrulamayan metinler ve imajlar paylaşmazlar. Ya akademik bir metin? Kendi tezlerini tartışmalı görebilir ama yanlışlayabilir mi? Baştan buna niyet edebilir mi, etmez büyük ölçüde. Soruları açık uçluysa zaman içinde tezlerini yanlışlayan sonuçlar ortaya çıkmaya başlarsa bu yanlışlamanın izini sürüp kitabına yazabilir …

View Post

Ölçek Meselesi

Pelin Tan For the English version of the article: http://www.e-flux.com/architecture/superhumanity/68689/the-matter-of-scale/ 2016’ydı; bölgelerin, şehirlerin, binaların, hayvanların, bitkilerin ve insanların ölçekleri aynı anda genişlemeye ve daralmaya başladı. Yakın oluş ve anlatı önemli hale geldi . Bu yüzden geri çekilmeye ve olağan kıyamet sonrası dönem için hazırlık yapmaya karar verdik. Kayıt 2316.018, Mardin Yan döndüğümde kum kaplı pencereden süzülen kızıl güneşle karşılaştım. Başka bir insan görmeyeli uzun zaman olmuştu. Kent savaşta harap olmuş neredeyse tanınmayacak hale gelmişti. O zamandan beri tüm kent güneyden gelen kumla kaplı. Binalar yıkılırken, ilçeler, ormanlar, hatta hava bile değişmişti. Yakınlardaki bir su kaynağı bir müddet daha kullanılabilecekti, fakat eski sınır civarındaki trafo bombalandığı için suyun uzaklardan çekilmesi mümkün değildi. Olsaydı dahi, Dicle’nin suyu zamanla azalmış, neredeyse kurumuştu. Beni komşularımdan ayıran ulusal sınırlar da yok olmuştu, ancak burada başka kimseler de yoktu. Kurtulan olmamıştı. Kayıt 2016.033, Atina Apar topar şehri terk etmek zorundaydım. Arkadaşım, henüz boşa çıkmadan, “geri çekilmemiz” …

View Post

Bir Sokak Hikâyesi ya da Akran Edinmek

Ahmet Gürata – Yeni Film Dergisi Nisan 2017 John Berger yazdığı roman ve denemelerin yanı sıra televizyon için yaptığı Görme Biçimleri gibi öncü çalışmalarıyla tanınıyor. Diğer yapıtlarının gölgesinde kalsa da, sinema Berger’in önemle eğildiği sanat dallarından biri. Öyle ki, bir söyleşisinde, üretirken resim ya da düzyazıdan çok sinemadan etkilendiğini belirtir (John Berger in Conversation with Michael Ondaatje, 2003, Vimeo). Berger, sinema alanındaki ilk çalışmalarını İsveçli yönetmen Alain Tanner ile gerçekleştirdi. İkili  1966-76 yılları arasında birlikte biri belgesel olmak üzere dört filme imza attı.[1] Bu filmleri, uzunca bir aradan sonra, İskoç sanatçı Timothy Neat ile yaptığı iki çalışma izledi.[2] Berger, bu filmlerin ilkinde oyuncu olarak anlatıcı rolünü üstlenirken, filmin pek çok aşamasına da destek oldu (Neat, “Invisible Cinema”, On John Berger içinde, der. Ralf Helter ve David Malcolm, Brill, 2015). Berger’in sinemadaki son işbirliği ise yaklaşık 20 yıl sonra gerçekleşti: Taşkafa: Bir Sokak Hikâyesi (Andrea Luka Zimmerman, 2013). Kral: Bir Sokak …

View Post

Videonun Eylemi kitabı üzerine: “Bütün seyirciler ya korkaktır, ya da…”(1)

Özge Çelikaslan Lübnanlı sanatçı Rabih Mroué, Documenta 13’te yaptığı Pixelated Revolution (Pikselli Devrim, 2012) adlı sunum performansında, her şeyin bir yerde karşılaştığı şu cümleyle başladığını söyler: “Suriyeli protestocular kendi ölümlerini kaydediyor”. Mroué, kendi ölümünü kaydetmek fikrinden öylesine etkilenmiştir ki protestocuların kendi ölümlerini belgeleme nedenleri üzerine internette yoğun bir araştırma yapmaya başlar. Suriye’deki ölümler üzerine bilgi ve kanıt arar ve pek çok malzeme bulur. Bulduğu malzemelerden birisi, süresi 1 dakika 23 saniyelik bir videodur. Mroué’nun Double Shooting2 (Çifte Çekim, 2011) adını verdiği bu buluntu videoda kaydı yapan eylemci bizzat kendi vurulma anını çekmiştir. 1 Temmuz 2011. Şam’ın Kerim El Şami Mahallesi’nde bir sokakta, güvenlik güçleri ve vatandaşlar arasındaki silahlı çatışmayı cep telefonundan çeken eylemci bir binanın üst katında, pencerede veya balkondadır. Video silah sesleriyle başlar, çatıları, balkonları, binaları görürüz. “Birdenbire o göz, sağ köşede… bir bina duvarı arkasında saklanan keskin nişancıyı görüveriyor. Göz, keskin nişancıyı kaybediyor. Onu tekrar bulmaya çalışıyor, sola …