View Post

Yaşatmak İstedik

“Bunun nasıl anlatılması gerektiği hiçbir zaman bilinmeyecek; birinci kişi mi, ikinci kişi mi, üçüncü kişi çoğul olarak mı, yoksa durmadan işe yaramaz kalıplar yaratarak mı? Denilebilse: Biz ayın doğaraklığını göreceğim. Ben gözlerimizin ardında acı duyuyorsun…” Kamerayı elimize alıp sokaklara çıktığımızdan beri tanık olduğumuz katliamların anmalarında kaybettiklerimizin ismi okunduğunda “yaşıyor!” ve “burada!” cümlelerini tekrar ve tekrar kaydetmişiz. Anma öncesi “Arkadaşlar, yitirdiklerimizi anmak için lütfen sesimiz gür çıksın” uyarısı geliyor megafonda. Kamera yumrukların ve zafer işaretlerinin arasında sabit kalmaya çalışıyor her haykırışta. Kaydeden kişinin kamerası sıkılmış yumruğa dönüşmüş. Hatırlamanın doğası ağırlaşıyor, her “yaşıyor” sözü katliamlarla bitmeyecek bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Yas tutmayı istemeyen, ölümle barışmayan eller… Donuk, nemli gözler boşluğu süzüyor, kimse birbirine bakmıyor. Sanki yitirdiklerimizle göz göze geliyoruz her isim okunuşunda. İsimler tekrarlanırken, birbirlerine bağlanırken haykırışlar artıyor, isimleri çağıran ses, öldürülenleri ve katliamları birbirlerine zincirliyor. Kanıt diye dosyalaşmış tüm cinayet kayıtları ortalıktayken üzeri örtülen bir cinayetin yasını tutmamaya söz veriyor “yaşıyor”ların yankısı. …

View Post

Sömürge Estetiğinde Pamuk ve Sanat Üretimi

Ahmed Tahrir 19. yüzyılın sonlarında Fas bir Fransız sömürgesiyken, şehirleri gazetecilere gösteren Fransız vali, kurulan ilk binalardan birinin, harita odası olduğunu gururla belirtiyordu. Aynı tarihlerde oryantalizmin afyonu ile hayallere dalmaya hevesli fotoğrafçılar ise Kahire’de tek dert ettikleri sorunun, şehri bir türlü yukarıdan görememek olduğunu söylemekteydiler. Bu uğurda Mısırlı gibi giyinen Avrupalılar, Kahire’nin sakinlerinden habersiz, şehrin ve şehirlilerin suretine sömürgeleştirmenin estetik çerçevesini yerleştiriyorlardı. Modernizmin mucize icatları silahlarla şehri kuşatma altına alıp altın kaplamalı dürbünlerle şehirleri surlardan izleyerek sokakta amaçsızca yürüyenleri düzene sokma hırsı, bu düzensiz hayat sakinlerinin odalarını illa ki temiz ve derli toplu görme arzusu, istatistikler çıkarma, askere gitmeyenleri köylerinden toplama, caddelerin, meydanların, ara sokakların kuşbakışlarını hiçbir detayı gözden çıkarmadan haritalara dökme çabası 19. yüzyılda Ortadoğu’yu metrekarelere böldü. Batılıyı hasta eden Ortadoğulu dağınıklık hali ve kafasına göre takılan bu ahaliyi “nasıl kontrol altına alırız” fikri, vebalılara ve akıl hastalarına uygulanan izleme metotlarının, sömürgeleştirilen bu şehirlerin ve hatta evlerin, tarlaların en …

View Post

Gelecek Queerin Müdahaleci Tahayyülleri

Özge Çelikaslan, Alper Şen – Mart 2016 // Kaos GL’nin aynı isimli sergisi için yaptığımız ‘Yorum İstiyoruz’ adlı yerleştirmeyi, sergiyi gezenleri de üretimin parçası haline getiren bir biçimde düzenlemiştik. Yerleştirmenin parçası olan ‘İş İstiyoruz’ adlı eylem videosu, Pembe Hayat, Kaos GL üyelerinin ve birçok eylemcinin katılımıyla, 17 Temmuz 2007’de Ankara Sıhhiye’deki İş ve İşçi Bulma Kurumu binası önünde eğitim, barınma iş ve sosyal haklardan mahrum bırakıldıkları için yaptıkları basın açıklamasını, grubun, İş ve İşçi Bulma Kurumu’na toplu dilekçe vermek üzere girmelerini, ardından polislerin ve güvenlik görevlilerinin engellemesiyle karşılaştıklarında dernek avukatının “İş ve İşçi Bulma Kurumu kamusal bir alandır, lütfen geçişlerine engel olmayın” uyarısı sonucu içeri alınmalarını ve dilekçelerini verdikten sonra kurumdan ayrılmalarını takip eder. Bu kayıt, olaydan iki gün sonra kısmen montajlanarak Karahaber video eylem kolektifinin videosu olarak ‘İş İstiyoruz’ başlığıyla youtube’a yüklendi. Zamanla, videonun yoğun olarak izlendiğini fark ettik, bunun internet arama motorlarına girilen anahtar kelimelerle ilgili olduğunu anladık. …

View Post

GerideKalanlar 13 – Ölümsüzler Kapısının Ardında

Oktay İnce, Alper Şen Ne işimiz vardı ki orda diye başlasam, doğrudan bir aşağılama haliyken zaten vize istemek, konsolosluklarda sanatçı olduğumuzu, ülkelerine girince oraya kazık çakıp kalmayacağımızı, “vallahi billahi ülkeme geri dönerim işte eski vizelerim ispatı olsunlar” uğraşına değecek ne var ki? Vize alabilince seviniyoruz, hatta 6 aylık, istemeden vermişler, dayanılmaz olan böylece kendimizi aşağılamamız. Yeni bir ülke göreceğiz, başka türlü düşünen insanlar, “belki etkileriz, belki etkileniriz, düşünme gücümüz, hitap gücümüz artar”, belki bir bakış açısı orda bizi bekler… Yolculuk elbette sadece bizim değil gerçekte imajların yolculuğu. Görüntü ve ses kopyasını aldığı hikâyelerin, şimdi artık öykü olmuş, geçmiş olmuş, bellek olmuş, bizim çağrılma sebebimize bakarsak “archive” olmuş olayların yolculuğu. Onlar olmasa biz köyümüzden bile çıkamazdık, görsel hikayeler çerçisiyiz: Sırtımızda yükümüz bu, kendi yükümüzün eşeğiyiz yad ellerde, ki aslında bizi taşıyan imajlar, biz onların yüküyüz. Yakın Plan Huzursuzluğunda Görüntü Okumaları Bir görüntü zamanla bir arşive nasıl dönüşür? Geçmişin görüntüsü ile bugünü …

View Post

Eylem, Video, Sosyal Medya: Yayılmanın Geometrisi

Oktay İnce – 2017// Yayılma Aralığı Adını koyduk şimdi altını dolduralım. Videoların başka mecralarda çok daha fazla izlenmesini söz konusu etmeyeceğiz, çünkü Seyr-i Sokak takipçilerini sabitimiz olarak alıp videolar arasındaki izlenme, yayılım, etki ve tepki değişkenlerinin nedenleri üzerine düşünmek, böylece “sol”umuzun sosyal medya psikolojisi üzerine veriler elde etmek niyetimiz. Video yayılma aralığının birincisi, kaydedilen olayla videonun sosyal medyada online edildiği zaman arasında geçen süre. Bu aralık ne kadar kısa olursa, kara haber ne kadar tez elden paylaşılırsa videonun yayılma ve izlenme potansiyeli yükselecektir. Kara haber zaten tez elden yayılması gereken haberdir. Mobil telefonun bir görüntü kayıt ve yayma enstrümanı olarak ortaya çıkmadan önce kamera ile eylem kaydına çıkan video-eylemcinin haberi kurgulama mecburiyeti, teknik nedenleri saymazsak genellikle arada geçen montaj zamanı dolayısıyla zorunlu olarak online edilmesinde gecikmeye yol açardı. Montaj zamanı, eylem-video online edilmeden önce, farklı kesitlerin birleştirilmesi, elenmesi, yeni bir çıktı alınması için geçen süredir. Bu süre aşağı yukarı öğleye …

View Post

GerideKalanlar 12 – Ölümsüzlerin Kapısında Beklerken

Artıkişler Kolektifi – 2017// Jonathan Swift’in Güliver’in Maceraları (1726) dünya haritasında her gün yeni yerleri, yeni yolculuk rotalarını, yeni makinaları, yani yeni bir dünyayı keşfetmeye alışmış insanlığı kısmen alaya alsa da bilgi ve teknoloji ile dünyayı yöneterek ölümsüzlüğe ulaşan insanlığın cesaretinden övgü ile bahseden bir romandır. Güliver’in yolculuğu boyunca çektiği acıları ve sıkıntıları ise yine o dönemin bir başka gezgin karakteri Candidé (Voltaire-1759) ile karşılaştırabiliriz. Güliver’in yaşanabilir başka dünyalar arasında, yani devler ve cüceler dünyası arasında gidip gelirken zekası ve cesareti ile çözdüğü her soruna rağmen Candidé, hocası Profesör Pangloss’un dediği gibi “yaşanabilir dünyaların en iyisi olan dünyamızda” akla gelebilecek her türlü eziyete ve işkenceye maruz kalsa da “buna da şükür” diyerek sabreder ve en ağır işkenceler altında bile dünyamız hakkında iyimser ahkamlar kesmekten geri durmaz. Bu iki romandaki kahramanlarımızın yolculuğu ise farklı “aydınlanmalarla” sona erer. Candidé, dünyada yaşadığı tüm eziyetler sonrasında hocası Pangloss ile Üsküdar’ın tepesinde yıkık bir kulübeye …

View Post

Nuriye Gülmen Eyleminin Seyr-i Sokak Videoları İzlenme Analizi

Oktay İnce-2017// Seyr-i Sokak toplumsal mücadelelerin video ve fotoğraflarını internet üzerinden yayan bir video/eylem hareketi ama bir kitle medyası değil. Video/eylemci de muhabir değil zaten. Bir ara konumu işgal eder. Sokakta kayıttadır; haberciler, araştırmacılar, belgeselciler ve hukukçular için görsel işitsel veri üretir. Kullandığımız sosyal medya hesaplarında takipçi sayımızı arttırmak için türlü türlü yollar denemiyoruz. Paylaştığımız verilerin kendi gücü niye yetiyor, kimin yarasına derman oluyorsa onlar izler bizi, bu anlamda takip edenlerimizin “nitelikli” azınlık olduğunu söyleyebiliriz. Nitelik sözcüğü politik anlamındadır. Facebook’ta izlenirlik sayısı bir yalan, her an herhangi bahaneyle sıfırlanırsın. Veya bir şekilde çok fazla takipçi toparlamışsan, durumun esiri olursun. Facebook sayfayı kapatmasın diye her emrini yerine getirirsin. Bazı imajları boşuna sayfayı tehlikeye atmayalım diye oto sansüre tabi tutarsın. Çoğunluğun kölesi olursun. İbrahim Kaypakkaya fotoğrafı yüzünden sayfamız kapatıldığında 20.000 takipçimiz vardı. Sonra sıfırdan başladık. Şimdi 10.000’i aştık. Nuriye Gülmen, Semih Özakça, Acun Karadağ eylemi başladığında takipçimiz 6.000 civarındaydı, özellikle bu direnişi …

View Post

Eylemin öz-kaydından öz-sunumuna; Selfie of act

Oktay İnce – 2017 // Görüntünün ikna gücü tartışmasızdır ve kameraya konuşan protestocu bütün dünyaya seslendiğinin farkındadır. Artık video ile eylem, birbirinin mecburiyetidir. Eyleyen/kaydeden sınırı ortadan kalkmıştır. Direnişçi yalnızca eyleyen değil, medyayı aracı kılmaksızın sesini dünyaya aksettiren kişidir; Selfie of act. Videoeylemin iki yüzü, toplumsal mücadeleler içinde eylemden görüntüye geçen ve görüntüden eyleme geri dönen etkinin ne’liği, nasıl’ı, niçin’i, nerede’liği ve zorunluluğu üzerine tartışmak önemlidir. Haziran 2013 Direnişi sırasında canlı yayıncılar, ustream, livestream üzerinden eylemin göbeğinden yayın yapmaya başladıklarında, gaz bombalarından hem kendilerini hem de yayın yaptıkları mobil telefonları korumak için eylemcilerle birlikte depar attıklarında biz, kameralı kurgulu video/eylemciler bu yeni durum karşısında şaşkınlığımızdan sıyrılmakta zorlanmıştık. O vakte kadar, toplumsal mücadelelerin görünmeyenlerini görünür kılmak, görünür olanları da eylemcinin bakış açısına yerleşip kayıt alarak, en azından bir sonraya sarkan montaj videolarımızda ise bu bakış açısını korumaya özen gösterek, eylemin kendisini kamuya yansıtıcağı en doğru aynalar olduğumuz konusunda kendimizle hemfikir idik. Burjuva …

View Post

Platon’un Mağarası ve Günümüz Dünyasının Gölgeleri

Tarık Dereli – 2017 // Bundan 2400 yıl önce Platon, bir mağarada zincirlenmiş halde kalan insanların gölgelerinden bahsettiğinde ve bu insanların gördükleri gölgelerle mağaranın dışındaki yaşam arasındaki karşıtlığın ya da bir başka şekilde ifade edersek, “sanı” (doxa) ve “bilgi” (episteme) arasındaki karşıtlığın yıllar içerisinde sonsuz farklı formda ve anlatım biçiminde tekrar ortaya çıktığını öngüyor müydü emin değiliz. Ancak Platon’un kurmuş olduğu bu metaforda tasvir ettiği mağara duvarındaki yansımaların, tarih boyunca görme ve düşünce biçimleri üzerine tekrar ve tekrar soru işaretleri yarattığını söyleyebiliriz. Bu yazıda, Platon’un mağara metaforunu, bugünün dünyasında yeniden kurgulamaya çalışarak, görme biçimleri üzerine çalışmalar yapan ve dolaylı da olsa Platon’un “Devlet”inde idealar dünyasını farklı düşünsel pratiklerle tasvir etmeye çalışan iki düşünür, Walter Benjamin ve Jean Baudrillard’ın – her birini aynı mağara içerisinde farklı durumlarda düşünerek- anlatımlarında arayacağım. Mağara metaforuna geri dönersek, 2400 yıl öncesinin koşullarında Platon, hocası Socrates’în ağzından insan algısı, toplumsal yaşam, bilgi, devlet, demokrasi gibi kavramların etrafında bir …

View Post

GerideKalanlar 11 – Haritanın Eksiğinde Ankara

Artıkişler Kolektifi, Oktay İnce – 2017 // 15-20 yıl önce Express Dergisi’nde Ankara haritasının nasıl algılandığına dair bir araştırma yazısı çıkmıştı. Yazı, şehrin farklı semtlerinden, dolayısıyla farklı sınıflardan gelen gençlerin şehrin haritasını nasıl çizdiğini ve şehri nasıl gördüklerini inceliyordu. Aslında Ankara haritası, kuşbakışı bakıldığında kolaylıkla çizilebilecek bir şehir haritasıdır. Ankara, son yıllarda eklenen banliyöler ve kapalı siteleri saymazsak birbirini dikine kesen iki çizgi üzerine kurulmuş bir şehir… Yenimahalle-Altındağ hattından yani alt-orta sınıfın yaşadığı / yığıldığı evlerden başlayarak dümdüz bir çizgi çizersiniz, çizginin sonu orta-üst sınıfın Çankaya’sına uzanır. Bu çizgiye dik, başka bir çizgi çizdiğinizdeyse, Mamak’taki gecekondulardan başlayıp Emek ve Bahçelievler hattındaki üst-orta sınıf muhitlerde biten bir hat karşınıza çıkar. Bu iki çizginin kesiştiği yer de Kızılay Meydanı’dır. Cumhuriyet başkentine özgü monolitik bir yapıyla yüceltilir Kızılay Meydanı. Şehrin beynidir, aklıdır bu meydan. Bu yüzden tüm resmi ve ciddi binalar bu meydandadır. Ve yine bu yüzden, bu meydanın yarısında yürümek, durmak ya …

View Post

Görüntünün Gerçekliği ve Kurgusal Bilinç

Alper Şen – Duvar 25 – 2016 // Fotoğraf ve sinema teknolojisinin icadının bir yan sonucu olarak dünyada son yüz yılın belli başlı toplumsal mücadele ve direniş anlarının görsel kayıtları zamanla bilinçli bir akış içerisinde belgelere ve filmlere dönüştü ve halen de bu dönüşüm devam ediyor. Bu nedenle, toplumsal hareketlerin bir anlamda tarih yazımını ve yarına bıraktığı deneyimleri ve kazanımlarını anımsatma işlevini de bu belgeler ve filmler gerçekleştiriyor. Sinema teknolojisinin bu tarih yazımı işlevi ise sinema tarihinin başından itibaren iki ayrı hatta ilerliyor: Mesela, eğer Lenin anlatılacaksa, Lenin’in gündelik hayattan görüntüleri üzerinden belge niteliği taşıyan bir anlatım kurgulamak mümkün olduğu kadar, Lenin’i “oynayan” bir aktörün “gerçekliğin kurgusal sinema dili ile pekiştirildiği” bir filmde izleyiciye anlatılması da mümkün olabiliyor. (1) Bununla birlikte “kitleleri ikna edip harekete geçirecek” bir etkinin de ancak bu “pekiştirilmiş gerçeklik” ile sağlanabileceğine dair öngörü ile zamanla bu kurgusal anlatımlar yaygınlaşarak bugünün sinemasında geçmişin görsel anlatım dilini oluşturdu. Sinematografinin …

View Post

GerideKalanlar 10 – Ya Günde 12 Saat, Ya Da İsyan

Artıkişler Kolektifi – 2016 // “Eğer Avrupa’da göçmensen, gelecekte ya 12 saat çalışmayı kabul edeceksin ya da isyan edeceksin” Yaklaşık 10 yıldır Avrupa’da yaşayan siyasetbilimci ve aktivist Murat’la Avrupa’daki sınıfsal yapının son göç dalgası ile nasıl yeniden şekillendiğini konuştuk. Son yıllarda yaşanan göç dalgasının Avrupa Birliği’ne etkisine baktığımızda genel olarak bir sistem krizi görüyoruz. Bu krizin de ekonomik ve politik boyutları var. Göçmenleri “sorun” haline getiren bu kriz, günümüzde daha da derinleşmiş görünüyor. Bir süredir zengin ülkeler kendi zenginliklerini diğer ülkelerle paylaşma konusunda farklı bir tutum içerisindeler. Avrupa Birliği’nin kıta zenginliğini kendi arasında bile paylaşması fikri bir idealden öteye gidemiyor. Yine zengin zengin, yoksul da yoksul olmaya devam ediyor. Bu dengesizliği de sağlama almanın yolu daha sıkı bir sınır rejimi oluşturmaktan geçiyor. Avrupa Birliği derken bir yanda da milli ekonomik bir sistem oluşturmaya çalışmak… Almanya, İskandinav ülkeleri İsviçre bunu yapıyor mesela… En başta da İngiltere bunu yapıyor. Şu an, İngiltere’nin …