View Post

Sonsuzluğa Kaçış: Çocuğun Beyazperdedeki Rolü

1900’lü yılların başından bugüne sinema, bir sanat formu olmasının öncesinde, kültür endüstrisinin en önemli araçlarından biri olarak bireylerin, toplumların, düşüncelerin ve duyguların temsili olarak perdedeki ya da ekrandaki yansıması ile bizleri Walter Benjamin’in tabiriyle “büyülemeye” devam ediyor. Bu büyünün başından beri farkında olan sinema sektörünün söz sahipleri, kendi dönemlerindeki düşüncelerin kamusal alanda kabul görmesi amacıyla sinemayı bir propaganda malzemesi olarak da kullanmışlardır. Bu nedenle sinema, başından beri bir eğlence ve sanat formu ya da aracı olmasının dışında kitleleri etkilemenin ve kitleler tarafından kabul görmenin bir yöntemi olarak da düşünülebilir. Sinema, başından beri temsillerle kendisini oluşturan, son yüzyılın hikaye anlatıcısı olagelmiştir. Bu temsiliyet içerisinde cinsiyet, yaş, din, etnik köken gibi kimlikler sinemada yeniden yaratılırken kitleler tarafından kabul gören ya da kabul görmesi beklenen duygu ve düşünceler de doğrudan ya da dolaylı anlatımlarla sinema sektörünün karar alıcılarının seçtikleri kimliklerde vücut bulmuştur. 1900’lerin ikinci yarısından sonra dünyanın neredeyse her noktasına uzanan bir kültür …

View Post

Artıkişler’in Yaşayan Arşivleri

(Bu yazı Altyazı fasikül’in Ekim 2019 sayısından alınmıştır: https://fasikul.altyazi.net/2019/11/07/artikislerin-yasayan-arsivleri ) Artıkişler, video ile belgeselin keşişim noktasında üretim yapan, toplumsal hareketlerin belleğinin oluşturulması ve bu belleğin bugüne taşınması konusunda önemli bir yeri olan kolektiflerden. Zengin bir referans ağı içinde, şehir ve emek ekseninde, bir yandan sürekli bir belgeleme çalışması içinde var olurken bir yandan da yazınsal alanda fikir ve anlam üretmeyi sürdürüyorlar. Artıkişler, sadece toplumsal hareketlerin parçası olan öznelerin hikâyesini kayda almakla yetinmiyor, aynı zamanda kamusal alanı yeniden düşünmeye ve mekânı araştırmaya yönelik bir pratiği de sürekli kılıyor. Video-eylemci Oktay İnce’nin arşivinin emniyet tarafından aylardır rehin tutulduğu günlerde, video-eylem, arşivcilik ve kolektif üretim mevzularını yeniden konuşmanın vaktidir diye düşündük. Kolektif üyelerinden Alper Şen, Artıkişler’in çalışmalarını, işbirliklerini, mekânla ve çeşitli gruplarla temaslarını, çok yönlü üretim pratiklerine dair sorularımızı yanıtladı. Söyleşi: Fırat Yücel, Övgü Gökçe Artıkişler Kolektifi ne zaman, nerede kuruldu? İlk çıkış noktasında nasıl bir oluşum tahayyül etmiştiniz, yol içinde nasıl bir …

View Post

Direnç Çiçeği – Kurgu Notları

Oktay – Kasım 2019 Direnişin gündelik rutini, görüntülenebilme açısından üç özerk eksen oluşturdu. Yüksel’ çıkış öncesi, hazırlık sürecini görüntülenmekten azade tuttuğumuzda, pankartın açıldığı andan gözaltı aracına atılma anına kadar, kameralara tümüyle açık olan kesit. Gözaltı aracı ise devlet için, gösterilmesi istenmeyen bir mahrem bölge. Direnişçilerin bu mekânı kameraya açmaları, kamusal olarak görünür kılmaları, yasak ve serbest geriliminde, belgesel film için özel, özerk bir etki alanı oluşturuyor. Aynı zamanda araç içinde gözetleme kamerası var, onu kapatabilir ya da yüzünüz ona dönük devlete de hitap edebilirsiniz, kamuya olduğu kadar Gözaltı araç kayıtları, geceli gündüzlü içerili/dışarılı bir Yüksel belgeseli içinde kendisine, genel hikâyenin bir parçası olarak yer bulabilirdi. Benim çektiklerim hariç, gözaltı canlı yayınları, daha sonra filme dönüşür niyetiyle yapılmış kayıtlar değil. Tamamen eylemcilerin haber amaçlı kendi kayıtları. Canlı yayın dışında yaptığım kayıtlar ”belgesel amaçlı” kayıtlardı ve görüntü rejimi film içinde kendini belli ediyor zaten. Polis aracı bir tür “ferbunde zone” aslında, yasak …

View Post

Atölye: Video Yapımı ve Kolektif Bellek Üzerine Düşünceler / Yöntemler

Artıkişler Video Kolektifi (Alper Şen, Ömer Şamlı), Fatih Bilgin, Hande Zerkin Temmuz 2018 – Seferihisar 1. Bölüm: Artıkişler Video Kolektifi ve Kolektif Bellek Alper Şen: Ankara’da sokaklarda kağıt toplayıcılarından dinlediğimiz hikayelerin hezeyanlarıyla ve bu hikayelere dair bir şeyler üretmenin niyetiyle video kayıtları almaya başladığımızda 2001 yılıydı. “Hakkari’den Ankara’ya Kağıtçılar” (2004) “Dağın Ardında” (2006) “Kotranıs” (2007) “Çöp İçin Dövüş” (2010) isimleriyle belgeseller ve bir çok video-eylem, bu on yıllık süre içerisinde üretildi. Bu videoların yapım sürecinde ortaklaştığımız duyguları ve düşünceleri takip ederek başka mevzulara dair videoların üretim sürecine girdikçe 2010 yılında bir video kolektifi oluşturma fikri ortaya çıktı. Kolektif zaman içerisinde farklı formlara dönüştü. Ama özetlemek gerekirse; Artıkişler Video Kolektifi kentsel dönüşüm, soylulaştırma, zorunlu göç, mültecilik, kent içi emek, arşivleme ve kolektif toplumsal hafıza gibi Türkiye’de toplumsal yaşamın farklı kırılma alanlarını sorgulayan güncel ve tematik çalışmaları benzer çizgideki gruplarla paylaşma, kolektif alanlarda sergileme ve gösterim prensiplerini izleyen bir video kolektifi. Artıkişler, …

View Post

Avrupa feminizmine pratik bir eleştiri: Berlin’de bir garip 8 Mart! – Geride Kalanlar 16

Berlin’de bir gün öncesinden kadınların kafası karışık: “Acaba hangi 8 Mart” yürüyüşüne gitsem? Türkiyeli kadınların hepsinin zihninde ve dilinde ise aynı cümle: “Bir Taksimler’i yok ki çıkıp hep beraber gidelim!” Avrupa’nın büyük kentlerinde 8 Mart gerçekten moleküler hale gelmiş, sosyalistleri yıllarca kadın hareketini bölmekle suçlayan feministler burada 8 Mart’ın hâkim örgütleyicileri pozisyonunda. Ama ortaya çıkardıkları eser hiç de gurur duyulacak türden değil. Dağınık, parçalı, politik sloganları ve talepleri belirsiz bir 8 Mart! Sadece Berlin’de gün içi yürüyüş ve toplanma için en az üç farklı alan belirlenmiş. Alexanderplatz’daki toplanma ve yürüyüşe destek vereyim deseniz kadın hapishanesi önüne gidip oradan Oranienplatz’a gelecek diğer bir kitlesel yürüyüşü kaçıyor. Berlin’de 8 Mart’ın tatil edilmiş olması katılımı elbette çok olumlu etkiliyor. Kitlesellik gerçekten iyi durumda. Ama resmi bir tatil günü için bu sayının çok daha fazla olması da beklenebilirdi. Berlin mülteci nüfusunun hiç de azımsanamayacak boyutlarda olduğu Avrupa başkentlerinden biri. Kozmopolit ve kaotik bir kent. …

View Post

GerideKalan İç Sesler – 6 / İmgeler ve İmajlar

Benjamin’in Bavulları “Tüm bu bitmek bilmez göç seni her coğrafyada sürüklerken, bavulların senden daha legal bir statüde kaldığında – ki eğer bavullar seni taşımayacaksa – önce içindeki her bir nesne ile vedalaşman gerekebilir. Bir elbisenin, ayakkabının ya da kitabın varlığı ve hatırlattığı yasal duygulanımların yasadışı ağırlığı seni denizde bir sınırı aşarken zorda bırakacaktır. “Yolculuk” planlı, programlı ve bavulları şifreli bir kelimedir. Göç ise sırta yüklenen son eşyaların tekinsizligi ile yol boyunca geride bıraktıklarının çağrışımını taşır. Sırtında da, elinde de aklında da yer kalmadı. Gölgen var sadece taşıyabildiğin bu belirsiz yolda… “ Moria kampına giden yol, gündüz sıcağı. Kafayı pişiren güneş. Zoom yapınca sıcaktan titreşen asfalt. Elimizdeki minik kameraya, esmer yüzümüze ve sakallarımıza güveniyoruz mültecilerle her karşılaşmamızda. Kaldığımız yerde biri beni Pontuslu’ya benzetti. Mağdur genleri karizmatik duruyor mu kromozomlarımızdan bahsederken? Çorum’dan adam çıkmazmış. Çorumlu olsak da adam değiliz zaten. Arapça yazıları okumaya çalışıyoruz trafik tabelaları üzerinden. Merakımıza bir tür filtre koyma …

View Post

Keşmir: Bir Kan Gölü – Inder Salim

Keşmir: Bir Kan Gölü Inder Salim*   Milyonlarca derenin Aktığı bir yol olmasaydı Üniformalı vahşetin düzeni Şimdiye dek Bu vadiyi kanla doldurmuştu   Milyonlarca dere için Dökülecek bir yer kalmasaydı Bir kan gölü kendi başına pıhtılaşmadan Balıklara su olmanın Bir yolunu bulurdu   Burada bir kan gölü olsaydı, Kıyısında insanlar sorardı: Nasıl oldu da bu göl, kana doysun diye Bunca, dağlarca insanın ölmesi gerekti Ve kalanları üzerinde yüzen bir kayığın içine hapsetti?   Milyonlarca dere için Akacak bir yol olmasaydı Bir kan gölü çoktan Bir yaşama can verirdi Öyle bir yaşam ki bu; Hayattakiler hep birlikte görürdü: ‘Derinin altındaki vahşeti’** Işıksız bir yerde belirip Kendisine sızan bir gölge gibi Bir karanlıktan başka bir karanlığa uzanırdı Bir dilden başka bir dile sürüklenirdi Konuşmak, yazmak için değil Sadece sessizliği sağırlaştırmak için Bu uzamda   Temmuz 2018 * Performans sanatçısı, şair ve film yapımcısı Inder Salim Keşmir’de doğdu, Delhi’de yaşıyor. ** Antonin Artaud …

View Post

Atık Sözlüğü – 1. Fasikül

Anıt: “… Şurada evler vardı, burada da çöp vardı, Ümraniye Çöplüğü diyolardı buraya. 93’te çöp bi yığıldı, fişek gibi bu evlerin üstüne düştü. Tüm mahalle çöpün altında kaldı. Biçok kişinin cesedini bile çıkaramadılar… Belediye buraya bi anıt yaptı sonra, anıt yıkıldı. Sonra bi anıt daha yaptı. Ama onun da bakımını yapmıyor. Belediyeye kaç kere dedik ölenlerin hatrına şu anıtı bi çevirin, bakım yapın dedik, dinletemedik. İnşallah sen bu sözleri yayınlarsın da belediyeden birilerine ulaşır.” U.A. Antikacı: Her antikacı dükkanında “bu eşyalar kimlerindi, kimlerden alıyorsunuz, buraya nasıl geliyor?” sorusuna muğlak cevaplar geliyor. Son dükkanda birden cümleler birinin ağzından dökülüyor. “Kimse benim çok güzel antikam var, size satayım demez. Birileri birilerinin evini boşaltıyor nasıl olsa… Eski Rumların, Ermenilerin falan…Onlar bitti artık, onlar kalmadı…o eski evler de bitti artık…” B.Ş. Aracı Olmak: Elinde kamerayla ya da kalemle, sosyo-politik projesiyle, hiç içlerinden eksik etmedikleri iyi niyetleriyle, atık kağıt işçilerinin hayatlarına karışan “aracılar”… “Kim neyin …

View Post

Yanlış Yerde Yanlış Zamanda Beş Parasız (Berlin 2010)

Sebastian Lütgert* Bu makale online e-flux dergisinin 17. sayısında Down and Out in All the Wrong Places (Berlin 2010) başlığıyla yayımlanmıştır. https://www.e-flux.com/journal/17/67406/down-and-out-in-all-the-wrong-places-berlin-2010/ I – August Sokağı (Auguststrasse) Tarafıma “90’ların Berlin’i”, “Post-kapitalist Kendimiz” ve “Ekonominin Kuir Hali” konuları ile ilgili makaleler yazma talebi geldiğinde aklıma gelen ilk şey “Her Şeyi Nasıl Bok Ettik” başlıklı bir makale yazmaktı. Ancak bu konular üzerine biraz daha kafa patlatınca “Ettik” öznesinin problemli olduğu ve kavramsal olarak zaten kaygan bir zeminde olmasından ötürü daha bir kafa karışıklığı yaratabileceğini fark ettim. Bu çerçeveler, 1995’lerin Berlin’indeki gibi, hal-i hazırda sanat ve politika dünyasında heterojen yapıların eleştirel girişimleri içerisinde tartışılmış, (ki geçmişteki girişimlerin en erdemli taraflarının aynı zamanda en cahil tarafları olduğu söylenebilir) aynı zamanda 2010 yılının Berlin Bienali’nde de ne idüğü belli olmayan yer, zaman ve libido iletişimi ile katılımcıların benliğine tesir etmiştir. O yüzden yazımı 1. tekil şahsa atfederek bu tekil şahsın yeniden yazılan tarihin bir parçası …

View Post

Bir karşı-arşiv manifestosu / A counter-archive manifesto

Bir karşı-arşiv manifestosu Devletlerin fişleyici, denetleyici arşivlerine karşı kendi arşivlerimizi yaratmak için İnsan hakları savunusu adına kanıt görüntü havuzu oluşturmak için İmajın, sözün, yazının mübadelesini yaygınlaştırmak için İnterneti özgürleştirmek, açık kaynaklı yazılımları çoğaltmak için Medyanın -ve sosyal medyanın- duygularımızı ve aklımızı denetleyici, sansürleyici, pasifize edici mekanizmalarından sıyrılabilmek, karşı-medyalarımızı ve dijital direniş alanlarımızı genişletmek için Birden fazla formu, ara formları bir arada kullanmak, sanattan, sosyal bilimlerden, sinematografiden eyleme uzanan geçişken alanların işleyişini birlikte düşünmek, izlemek, paylaşmak ve tasarlamak için İktidarların dayattığı zamansallıktan zamandışına sıçramak için Geçmişi bugünden bağımsız bir nostalji dilinden kurtarıp dünün görüntüleriyle bugünü anlamak için Kendi ‘olaylar’ımızı, düşünce yeteneğimizi, tarihimizi, hafızamızı korumak ve her gün yeniden yaratmak için Dijital artık/atık/çöp imajları kurtulmak isteyeceğimiz şeylere değil yaşamsal öğelere dönüştürmek için Lisansı değil, kullanımı yaygınlaştırmak için Farklı coğrafyalardaki girişimlerle dayanışmacı ağları güçlendirmek için Dünyayı farklı yorumlamak değil bizzat onu değiştirmek için Otonom imajlara doğru yol almak için Sonsuz video okyanusuna özgürce …

View Post

Cebimdeki Dünya / World in a Pocket

(Kurmaca Kısa Film /Short Feature Film)  Kısa Özet/ Synopsis: Bu senaryo, Suriye’de Ermenilerin yoğunlukla yaşadığı Kesab bölgesinden Hatay’a, oradan da Ermenistan’a zorla göç ettirilen bir çocuğun hikayesidir. Suriye’deki hayatından geride kalanlar ise sadece cebindekilerdir. This is the story of a child’s journey of forced migration from theArmenian district of Kesab in Syria, to the Hatay region of Turkey and to Armenia as the final destination and the new home for his family. The only remnants of his old life is in his pocket. Cebimdeki Dünya – Tretman (Scroll down for English) Sahne 1 – Kesab’da bombardıman altında bir ev – Gün Anne ve baba panik halinde oturma odasında eşyaları paketlemektedirler.  Tek çocukları 10 yaşındaki Azad , ne olduğunu, savaşın ne üzerine olduğunu ve ailesinin neden eşyaları topladığını anlamaya çalışmaktadır. Annesi gözyaşlarıyla Azad’a çabuk olması gerektiğini ve onun için en değerli şeylerini hemen toplamasını söyler. Azad odasına gider. Pencereden sokağı izlemektedir. …

View Post

Arşiv Üzerine On Tez

pad.ma & Camp 1. Arşivi Beklemeyin. 2. Arşivler büründükleri özel Formlara indirgenemezler. 3. Arşivlemenin Yönü İçeri değil, Dışarı doğru olmalıdır. 4. Arşiv bir Telafi Sahnesi değildir. 5. Arşiv yalnızca Geride Kalanlar ile değil, Yedekler ile de ilgilenir. 6. Tarihçiler Arşivi yorumlamakla kaldılar. Halbuki Mesele onu Hissetmektir. 7. İmge yalnızca Görünür olandan, Metin de yalnızca Söylenebilir olandan ibaret değildir. 8. Serginin Geçmişi Arşivin Geleceğini Tehlikeye Atar. 9. Arşivler Fikri Mülkiyet Kanunundan ziyade, Fikri Uygunluk Kanunlarına tabidir. 10. Zaman Arşivin Dışında değildir, içindedir. [1] 1. Arşivi Beklemeyin Arşivi beklememek çoğu zaman dünyanın birçok yerinde arşivlerin ya da düzenli koleksiyonların bulunmayışına verilen pratik bir yanıttır. Aynı zamanda ya “devlet arşivini beklersin” ya da “arşivlenmeyi beklersin” seçeneklerinin sağlıklı olmadığını ifade eder. Bu, her koleksiyonun ya da toplamanın arşiv olarak isimlendirileceği ya da sanatın belleğe ilişkin bütün uygulamalarının tekrar arşiv kalıbına sokulacağı anlamına gelmez. Daha ziyade arşivin farklı şekillerde konuşlandırılabileceğini ifade eder: ortak bir merak, …