View Post

Toplumsal Hareketlerin Dijital Kaydı ve Kolektif Hafıza

Elif Çiğdem Artan – 2015 // 14. İstanbul Bienali Tuzlu Su kapsamında Artıkişler Kolektifi’nden Özge Çelikaslan, Alper Şen ve Pelin Tan tarafından 7-9 Ekim tarihleri arasında düzenlenen “Otonom Arşivler: bak.ma Pad.ma ile buluşuyor” atölye çalışmasında medya aktivizmi, otonom arşivlerin ortaya çıkışı, Türkiye’deki güncel pratikleri ve geleceği tartışıldı. Artık İşler’in videogramlarla hazırladığı Tahayyül video serisinin bir parçası, “Tahayyül III: Tekel Direnişi 78 gün”ün gösterimiyle başlayan atölye çalışmasına akademisyenler, video eylemciler, belgesel sinemacılar, medya sanatçıları, sivil toplum kuruluşu üyeleri, avukatlar, sanatçılar ve arşivbilimcilerin yer aldığı farklı disiplinlerden uzmanlar katıldı. Kentsel mücadelelerin heterojen birliktelikleri nasıl örgütleyebildiği ve bu süreçte uygulanabilecek çapraz metodolojilerin neler olduğunun tartışılmasıyla başlayan ilk panelde aynı zamanda, işgal hareketlerinin sanatsal yansımaları ve bu alandaki görsel üretimin salt temsiliyetin ötesinde nasıl bir eylem pratiğine dönüşebileceği ele alındı. Bu bağlamda Yelta Köm, Herkes İçin Mimarlık Derneği’nin Gezi Parkı’na inşaat yapılacağı haberini almalarıyla birlikte başlayan ve parkın kitleler tarafından işgal edildiği döneme kadar devam …

View Post

Normal Vatandaşlar Kaybolsun!

Altyazı Dergisi – 150.  Sayı: Gayrıresmi ve resimli sinema sözlüğü – “‘Normal Vatandaşlar Kaybolsun!’… diye bir polis anonsu. Ankara’nın göbeğinde işitilebildi. ‘Normal’ olmayan vatandaşlar birkaç katman polis bandosunun ve su fışkırtmaya her an hazır panzerlerin arasında kuşatılmış olanlardı her halde. Devletin arzusu, elbette onları bir an önce ortadan ‘kaybetmek’ (özel bir yetenek gerektirmiyor bu) ve dağıtmaktı. Ama ilk kez, ‘normal’ denilen vatandaşlara yönelik bir polis anonsundan, insanların kentlerin en işlek meydanları ve caddeleri üzerinde ‘kaybolmak’, ‘toz olmak’, yani bir anda yitip gitmek zorunda olduklarını öğreniyoruz. ‘Bakmayın.’ Bir başka polis anonsu, tıpkı ‘kaybol!’ komutu gibi, kulaklarda çınladı… ‘Bakmayın!’ ‘Bakmak’ ile ‘görmek’ arasında insan türünün özel bir yeteneğinin eseri olan farkı hedef alıyordu bu komut… Halbuki insanların, gerçekten, bakmadıkları bir şeyi farklı, sayısız gözlerle (arılar gibi) görebilme yeteneği vardır ve bunun önüne geçilemez…” Ulus Baker’in ‘Ölüm Orucu – Notlar’ metninden, 1996. Gezi Direnişi’ni biricik yapan özelliklerinden biri de hiç kuşkusuz görsellikle ilişkisiydi. …

View Post

Kadınların Videosu – IV – “görüntüyü işgal et”

özge çelikaslan / 2013 – “normal vatandaşlar kaybolsun!”… diye bir polis anonsu. ankara’nın göbeğinde işitilebildi. “normal” olmayan vatandaşlar birkaç katman polis bandosunun ve su fışkırtmaya her an hazır panzerlerin arasında kuşatılmış olanlardı herhalde. devletin arzusu, elbette onları bir an önce ortadan “kaybetmek” (özel bir yetenek gerektirmiyor bu) ve dağıtmaktı. ama ilk kez, “normal” denilen vatandaşlara yönelik bir polis anonsundan, insanların kentlerin en işlek meydanları ve caddeleri üzerinde “kaybolmak”, “toz olmak”, yani bir anda yitip gitmek zorunda olduklarını öğreniyoruz. “bakmayın.” bir başka polis anonsu, tıpkı “kaybol!” komutu gibi, kulaklarda çınladı… “bakmayın!” “bakmak” ile “görmek” arasında insan türünün özel bir yeteneğinin eseri olan farkı hedef alıyordu bu komut… halbuki insanların, gerçekten, bakmadıkları bir şeyi farklı, sayısız gözlerle (arılar gibi) görebilme yeteneği vardır ve bunun önüne geçilemez… (ulus) gezi sırasında video çekmeye başlamak bir refleks gibi oldu benim için. yaşadıklarımı yaşadığıma bir kanıt yaratma arzusuyla kameramı çalıştırmaya başladım. bu arzu daha sonraları iktidarın bakışına geri …

View Post

Notes from the London Film Festival: Taşkafa: Stories from the Street (Andrea Luka Zimmerman, Turkey, 2013)

Posted on October 20, 2013by wjrcbrown written and edited by William Brown wjrcbrown.wordpress.com – Taşkafa: Stories from the Street is ostensibly a film about street dogs in Istanbul. It consists of interviews with residents of the city – who talk about the role and meaning that the street dogs play in their lives – as well as the reading by John Berger of extracts from his novel, King, which, in Zimmerman’s own words, is ‘a story of hope, dreams, love and resistance, told from the perspective of a dog belonging to a community facing disappearance, even erasure.’ Made for a tiny budget, Taşkafa is a wonderful example of what we might call democratic filmmaking. That is, the film seeks to explore the ways in which human society – in this case the city of Istanbul – often seeks to exclude from its reality – here, dogs – that in fact are a …

View Post

“İstanbul’un Artığı” Forumu

8 Haziran 2014, İstanbul, DEPO // 2013’te yapılan “İstanbul’un Artığı” görsel araştırmasının sonuçlarından biri de DEPO’da düzenlenen sergi süresince yapılan forumdu. Forum, bu araştırmanın bizler için ne anlam ifade ettiğine dair bir iç dökmeye, yoksulluğun görsel dilini kurmaya çalışırken nerede olduğumuza, nasıl baktığımıza dair bir tartışmaya dönüştü. Pelin Tan: Bu sergi aslında 2001-2012 yılları arasında Artıkişler ve Karahaber’in atık toplayıcılarıyla ortaklaşa yürüttüğü bir projenin devamı. Sadece bir proje demek zor çünkü birçok çalışmanın birlikte yürüdüğü bir iş. Biz en son Diyarbakır’da toplandık “Ateş ve Düğün” sergisi için 2013 Ocak ayında, Ankara’daki atık toplayıcıların yaşamlarını konu alan videolardan oluşan bir sergi düzenledik, panel ve tartışma yaptık. Burada da “İstanbul’un Artığı” projesi kapsamında 2013’ten itibaren ortaklaşa üretilen videolar ve Ali Saltan’ın fotoğraflarını görmektesiniz. Konuysa, sadece atık toplayıcıları ve onların yaşamları değil, onunla birlikte ortaya çıkan kent içinde çok katmanlı, gündelik hayatın her alanına değen sorunlar. Davet ettiğimiz başka konuşmacılar da vardı, hepimiz …

View Post

İstanbul’un Artığı – Kurgu Notları

Artıkİşler Kolektifi – 2014  //  Aşağıdaki izlenimler, 1 Nisan – 29 Nisan 2014 tarihleri arasında “İstanbul’un Artığı” videolarının kurgusu süresince yazılan günlük kurgu notlarıdır. 1 Nisan – Beyoğlu -Tophane 2012’de Depo’da “Agir u Govend” (Ateş ve Düğün) vidyo sergisini Oktay (İnce) ve Özge (Çelikaslan) ile yaptığımızda Ankara’da geri dönüşüm işçilerinin yaşamlarının ardındaki zorunlu Kürt göçünü ve görsel belleğimizi eski televizyonlarla birlikte Tophane’deki sergi alanına getirmiştik. İstanbul’da gezgin olmanın marazlarından biri de sürüklenmek… Sürüklenmeyi durdurduğumda da yeniden Tophane’ye taşınırken buldum kendimi. İstanbul’un Artığı’nı anlamak ve anlatmak için niyetim evden (Tophane) çıkıp, bir yerlerde kamerayı da görsel belleği de arkadaşlarla paylaşarak Ümraniye’de 28 Nisan 1993’te patlayan çöp dağının bulunduğu yere geri dönüşümün izlerini takip ederek gitmek… Ya da öyle umuyorum. En azından evden çıkmış olayım da… Tophane’de gördüğüm ilk geri dönüşüm işçisi ile konuşmamda,“çekim yapmama müsaade var mı?” sorusuna “çek, sorun değil, ama bizim ardiyenin içini çekme, arkadaşlar laf edebilir” cevabını aldım. …

View Post

Ertesi Gündeki Emek – The Labor of the Day After

Pelin Tan İstanbul’un Artığı – 2014  scroll down for english version –  Atık/Artık emek, kentsel bağlamda ve mekânda düşünüldü­ğünde karmaşık ekonomik ve varoluşsal ağlar sunuyor bize. Videogramların yansıttığı jestler, eylemler ve kamera ile diya­log, ortaklaşan fakat çok belirli olmayan bir emek türüne ve koşullarına işaret ediyor. Atık toplayıcıları bağlamında etnik, göçmen, işçi, kadın, çocuk gibi emek koşullarını etkileyen et­menler katmanlaşarak, gündelik eylemler içinde dönüşüyor. Tekil bir emek tanımı yapmak zorlaşıyor; “güvencesiz” olarak tanımlamak yetersiz kalıyor. Türlü emek ve koşullarının gün içinde; toplama, ayrıştırma, çay içme, ardiye, satış, yürüme, arama, karşılaşma gibi eylemler bir turnusol kâğıdı gibi vide­ocunun çalışma koşulları ile kesişiyor. Sanki her bir üretilmiş videogram bu katmanlı, farklı emek üretimi ile birleşiyor. Bu kesişen ve süregiden görsel hafıza üretilen artık değerin po­tansiyellerine odaklanıyor. Videocunun ve atık toplayıcısının ortaklaştıkları güvencesiz emek koşulları, kendi içinde hem kentte varoluş biçimleri, hem de kentsel mekâna dâhil olma ve kenarda kalma sınırlarını içeriyor. Emek …

View Post

İstanbul’un Artığı Sonsöz: Baştan başlayalım…

Artıkİşler / 30 nisan 2014 – Bu çalışmaya başladığımızda İstanbul’da toplayıcıların yaşadığı sorunları dile getirerek, bir çevre sorununun ardında kalan emek ve çalışma güvenliği sorunlarını anlatma niyetindeydik. Bunun için de İstanbul’un ve görünürlüğün merkezi olan Beyoğlu ile bundan 10-20 yıl önce şehrin çeperinde kalan ve 1993 yılındaki çöp dağının patlaması sonucu ölen 39 kişinin hatırasının hala canlı olduğu Ümraniye’de toplayıcıların yaşadıkları sorunları anlatan 12 video yapmayı planlamaktaydık. Ancak zamanla yapmayı amaçladığımız videolar ve anlatmayı umduğumuz hikayelerin içeriği ve sayısı değişti, yapmayı planladığımız bu çalışmaya dair algımızın değiştiği gibi… 2001’de Ankara’da kağıtçılarla karşılaşmamızda onlardan ilk öğrendiğimiz, çalışma koşullarının zorluğu ya da gündelik yaşamdaki sıkıntılarından önce, zorunlu Kürt göçüydü. O zamanın Ankara’sına ve çalışma koşullarına dair yaşadıkları sıkıntılar, zorunlu göçün travmatik sonuçlarının ardında kalmıştı. Toplayıcıların yaşamlarına tanık olduğumuzda bu sektörün sıkıntılarından önce insanları toplayıcılık yapmaya sürükleyen koşullarla yüzleşemediğimizde dile getireceğimiz sıkıntıların mevcut adaletsizliğe sadece bir “çevre düzenlemesi” getireceğini düşünüyorduk. Video izlenimlerde bahsettiğimiz …

View Post

Dağdaki çocuk, çöpteki hırsız

08/06/2014 Radikal Haber: İrfan Aktan – Siverekli Cihan, çöpten topladığı kâğıtların önünde şöyle diyor: “Farklı bir halktan oluşmuşuz, çalışıyoruz; emekçiyiz sonuçta…Türkiye’de çözülebilir bir Kürt sorunu var. Oysa dünyanın en büyük sorunu aşk. Amerika’da Kürt sorunu yok. Aşk sorunu var.”   Geçenlerde bir delikanlı sormuştu: “Ben Türküm. Kürt sorunuyla yüzleşmek istiyorum. Sizce hangi kitapları okumalı, hangi filmleri izlemeliyim?” Yüzleşmek için okumaya ne hacet! Bu işe en yakınınızdaki şeyle, çöpünüzle başlayabilirsiniz. Attığınız çöpün izini sürmeye, çöpümüz üzerinden geçmişinizle, şimdi yüzleşmeye girişirseniz, buradan siyaset ve eylem üretebilirsiniz. Evinizdeki kırık sandalyenin, ışıltılı AVM’lerden aldığınız ürünlerin ambalaj paketlerinin, sokağa attığınız pet şişelerin serüveninin nereye uzandığına bakın. Veyahut geri dönüşüm kutularına attığınız kağıtların kimleri aç bıraktığını öğrenmeye çalışın. Belediyelerin büyük şirketlerle kol kola, “çevrecilik” adı altında atık kağıtlara el koyup çöpleri eşeleyenlerin ekmeğine göz dikmesinin mazisiyle yüzleşin. Yıllar önce Ankara Büyükşehir Belediyesi, çöplerdeki kağıtlardan beslenenleri “çöp hırsızı” ilan etmiş ve o kağıtlara el koyup devletin köyünü …

View Post

ART ET ORDURES ? – La réalité des déchets quotidiens en images

Amélie Boccon-Gibod (www.lepetitjournal.com/istanbul)  06/06 2014 –  Du 4 au 14 juin, DEPO accueille l’exposition Surplus of Istanbul du collectif Artıkişler. Une plongée dans le monde des ordures d’Istanbul et du recyclage pour présenter un sujet plus complexe qu’il n’en a l’air. Le collectif Artıkişler s’intéresse depuis plusieurs années à la notion de déchets dans la ville, à ce que les ordures impliquent, montrent et cachent. Après un premier projet sur les déchets d’Ankara et plus particulièrement sur les ramasseurs d’ordures kurdes d’Ankara, qui avait été exposé à DEPO en 2012, le collectif a décidé de centrer son nouveau travail sur Istanbul. Cela a pris du temps. “C’est plus compliqué de travailler sur Istanbul, les déchets sont différents : ils sont partout et ne sont pas homogènes” explique Alper Şen, membre du collectif et coordinateur de Surplus of Istanbul. Les ramasseurs occupent encore une place importante au sein de ce travail. Dans son texte de présentation, le collectif Artıkişler annonce …

View Post

Video platform “Artıkişler Collective” redefines waste

Emrah Güler Hurriyet Daily News 21.04.2014 – The Artıkişler Kolektifi has undertaken a new project, ‘surplus of Istanbul’ in which artists direct their camera at the waste pickers of the city Photo credit: Ali SALTAN The project deals with the working and living conditions of waste pickers, as well as causal dynamics. “What has been marketed as the ‘underbellies of Beyoğlu’ is much like what you see in this video. The subconscious and the waste of İstiklal Street,” says one of the videos at istanbulunartigi.tumblr.com, the Tumblr page of the video and photography installation project, “surplus of istanbul.” The page is updated regularly with videos on the waste pickers in Istanbul, redefining waste and what it connotes. Having started in one of the centers of the city, Beyoğlu, the series of videos will lead the visitors to the periphery, Ümraniye, to the home of one of the city’s largest garbage …

View Post

İstanbul’un Artığı’na Başlarken

Artıkişler Kolektifi – 1 Nisan 2014 // İstanbul’da kişi başına günde 1 kilodan fazla atık düşüyor. Bu şehirde her gün yaklaşık 20 bin ton atık üretiyoruz. Bu atıkların geri dönüşebilenleri de zamanla yeniden atığa dönüşüyor. Bitmeyen bir döngünün içinde işlenmiş maddeler hammadeye, hammaddeler yeniden işlenmiş maddelere dönüşürken şehirli, kendi atığı ile bu şehirde istemese de iz bırakıyor. Bu rakamların insanı kendisi ile yüzleştiren ve tedirgin eden özelliği ne kadar gerçekçi? Aslında bir anda hepimizi çevreci yapan, çöpümüzü evde ayrıştıran bu algı patlaması neyi ifade ediyor? Sanem Yardımcı bir makalesinde Zizek’in “ekoloji toplumların yeni afyonudur” sözünü yorumlarken bu “aydınlanmayı” şöyle anlatıyor: …Slavoj Zizek, bir yazısında ekolojiyi, kitlelerin yeni afyonu olarak, küresel kapitalizmin hâkim ideolojisi olma yolunda ideal bir aday olarak değerlendirir. Zizek, küresel kapitalizmin terör korkusu ekseninde yarattığı güvensizlik ortamı ile ekolojistlerin dünyanın bir felaket sonucunda yok olacağı korkusundan beslenen, değişim, gelişme ve ilerlemeye karşı güvensizlikleri arasında paralellik kurar. Ona göre …