View Post

Nuriye Gülmen Eyleminin Seyr-i Sokak Videoları İzlenme Analizi

Oktay İnce-2017// Seyr-i Sokak toplumsal mücadelelerin video ve fotoğraflarını internet üzerinden yayan bir video/eylem hareketi ama bir kitle medyası değil. Video/eylemci de muhabir değil zaten. Bir ara konumu işgal eder. Sokakta kayıttadır; haberciler, araştırmacılar, belgeselciler ve hukukçular için görsel işitsel veri üretir. Kullandığımız sosyal medya hesaplarında takipçi sayımızı arttırmak için türlü türlü yollar denemiyoruz. Paylaştığımız verilerin kendi gücü niye yetiyor, kimin yarasına derman oluyorsa onlar izler bizi, bu anlamda takip edenlerimizin “nitelikli” azınlık olduğunu söyleyebiliriz. Nitelik sözcüğü politik anlamındadır. Facebook’ta izlenirlik sayısı bir yalan, her an herhangi bahaneyle sıfırlanırsın. Veya bir şekilde çok fazla takipçi toparlamışsan, durumun esiri olursun. Facebook sayfayı kapatmasın diye her emrini yerine getirirsin. Bazı imajları boşuna sayfayı tehlikeye atmayalım diye oto sansüre tabi tutarsın. Çoğunluğun kölesi olursun. İbrahim Kaypakkaya fotoğrafı yüzünden sayfamız kapatıldığında 20.000 takipçimiz vardı. Sonra sıfırdan başladık. Şimdi 10.000’i aştık. Nuriye Gülmen, Semih Özakça, Acun Karadağ eylemi başladığında takipçimiz 6.000 civarındaydı, özellikle bu direnişi …

View Post

Eylemin öz-kaydından öz-sunumuna; Selfie of act

Oktay İnce – 2017 // Görüntünün ikna gücü tartışmasızdır ve kameraya konuşan protestocu bütün dünyaya seslendiğinin farkındadır. Artık video ile eylem, birbirinin mecburiyetidir. Eyleyen/kaydeden sınırı ortadan kalkmıştır. Direnişçi yalnızca eyleyen değil, medyayı aracı kılmaksızın sesini dünyaya aksettiren kişidir; Selfie of act. Videoeylemin iki yüzü, toplumsal mücadeleler içinde eylemden görüntüye geçen ve görüntüden eyleme geri dönen etkinin ne’liği, nasıl’ı, niçin’i, nerede’liği ve zorunluluğu üzerine tartışmak önemlidir. Haziran 2013 Direnişi sırasında canlı yayıncılar, ustream, livestream üzerinden eylemin göbeğinden yayın yapmaya başladıklarında, gaz bombalarından hem kendilerini hem de yayın yaptıkları mobil telefonları korumak için eylemcilerle birlikte depar attıklarında biz, kameralı kurgulu video/eylemciler bu yeni durum karşısında şaşkınlığımızdan sıyrılmakta zorlanmıştık. O vakte kadar, toplumsal mücadelelerin görünmeyenlerini görünür kılmak, görünür olanları da eylemcinin bakış açısına yerleşip kayıt alarak, en azından bir sonraya sarkan montaj videolarımızda ise bu bakış açısını korumaya özen gösterek, eylemin kendisini kamuya yansıtıcağı en doğru aynalar olduğumuz konusunda kendimizle hemfikir idik. Burjuva …

View Post

Platon’un Mağarası ve Günümüz Dünyasının Gölgeleri

Tarık Dereli – 2017 // Bundan 2400 yıl önce Platon, bir mağarada zincirlenmiş halde kalan insanların gölgelerinden bahsettiğinde ve bu insanların gördükleri gölgelerle mağaranın dışındaki yaşam arasındaki karşıtlığın ya da bir başka şekilde ifade edersek, “sanı” (doxa) ve “bilgi” (episteme) arasındaki karşıtlığın yıllar içerisinde sonsuz farklı formda ve anlatım biçiminde tekrar ortaya çıktığını öngüyor müydü emin değiliz. Ancak Platon’un kurmuş olduğu bu metaforda tasvir ettiği mağara duvarındaki yansımaların, tarih boyunca görme ve düşünce biçimleri üzerine tekrar ve tekrar soru işaretleri yarattığını söyleyebiliriz. Bu yazıda, Platon’un mağara metaforunu, bugünün dünyasında yeniden kurgulamaya çalışarak, görme biçimleri üzerine çalışmalar yapan ve dolaylı da olsa Platon’un “Devlet”inde idealar dünyasını farklı düşünsel pratiklerle tasvir etmeye çalışan iki düşünür, Walter Benjamin ve Jean Baudrillard’ın – her birini aynı mağara içerisinde farklı durumlarda düşünerek- anlatımlarında arayacağım. Mağara metaforuna geri dönersek, 2400 yıl öncesinin koşullarında Platon, hocası Socrates’în ağzından insan algısı, toplumsal yaşam, bilgi, devlet, demokrasi gibi kavramların etrafında bir …

View Post

GerideKalanlar 11 – Haritanın Eksiğinde Ankara

Artıkişler Kolektifi, Oktay İnce – 2017 // 15-20 yıl önce Express Dergisi’nde Ankara haritasının nasıl algılandığına dair bir araştırma yazısı çıkmıştı. Yazı, şehrin farklı semtlerinden, dolayısıyla farklı sınıflardan gelen gençlerin şehrin haritasını nasıl çizdiğini ve şehri nasıl gördüklerini inceliyordu. Aslında Ankara haritası, kuşbakışı bakıldığında kolaylıkla çizilebilecek bir şehir haritasıdır. Ankara, son yıllarda eklenen banliyöler ve kapalı siteleri saymazsak birbirini dikine kesen iki çizgi üzerine kurulmuş bir şehir… Yenimahalle-Altındağ hattından yani alt-orta sınıfın yaşadığı / yığıldığı evlerden başlayarak dümdüz bir çizgi çizersiniz, çizginin sonu orta-üst sınıfın Çankaya’sına uzanır. Bu çizgiye dik, başka bir çizgi çizdiğinizdeyse, Mamak’taki gecekondulardan başlayıp Emek ve Bahçelievler hattındaki üst-orta sınıf muhitlerde biten bir hat karşınıza çıkar. Bu iki çizginin kesiştiği yer de Kızılay Meydanı’dır. Cumhuriyet başkentine özgü monolitik bir yapıyla yüceltilir Kızılay Meydanı. Şehrin beynidir, aklıdır bu meydan. Bu yüzden tüm resmi ve ciddi binalar bu meydandadır. Ve yine bu yüzden, bu meydanın yarısında yürümek, durmak ya …

View Post

Görüntünün Gerçekliği ve Kurgusal Bilinç

Alper Şen – Duvar 25 – 2016 // Fotoğraf ve sinema teknolojisinin icadının bir yan sonucu olarak dünyada son yüz yılın belli başlı toplumsal mücadele ve direniş anlarının görsel kayıtları zamanla bilinçli bir akış içerisinde belgelere ve filmlere dönüştü ve halen de bu dönüşüm devam ediyor. Bu nedenle, toplumsal hareketlerin bir anlamda tarih yazımını ve yarına bıraktığı deneyimleri ve kazanımlarını anımsatma işlevini de bu belgeler ve filmler gerçekleştiriyor. Sinema teknolojisinin bu tarih yazımı işlevi ise sinema tarihinin başından itibaren iki ayrı hatta ilerliyor: Mesela, eğer Lenin anlatılacaksa, Lenin’in gündelik hayattan görüntüleri üzerinden belge niteliği taşıyan bir anlatım kurgulamak mümkün olduğu kadar, Lenin’i “oynayan” bir aktörün “gerçekliğin kurgusal sinema dili ile pekiştirildiği” bir filmde izleyiciye anlatılması da mümkün olabiliyor. (1) Bununla birlikte “kitleleri ikna edip harekete geçirecek” bir etkinin de ancak bu “pekiştirilmiş gerçeklik” ile sağlanabileceğine dair öngörü ile zamanla bu kurgusal anlatımlar yaygınlaşarak bugünün sinemasında geçmişin görsel anlatım dilini oluşturdu. Sinematografinin …

View Post

GerideKalanlar 10 – Ya Günde 12 Saat, Ya Da İsyan

Artıkişler Kolektifi – 2016 // “Eğer Avrupa’da göçmensen, gelecekte ya 12 saat çalışmayı kabul edeceksin ya da isyan edeceksin” Yaklaşık 10 yıldır Avrupa’da yaşayan siyasetbilimci ve aktivist Murat’la Avrupa’daki sınıfsal yapının son göç dalgası ile nasıl yeniden şekillendiğini konuştuk. Son yıllarda yaşanan göç dalgasının Avrupa Birliği’ne etkisine baktığımızda genel olarak bir sistem krizi görüyoruz. Bu krizin de ekonomik ve politik boyutları var. Göçmenleri “sorun” haline getiren bu kriz, günümüzde daha da derinleşmiş görünüyor. Bir süredir zengin ülkeler kendi zenginliklerini diğer ülkelerle paylaşma konusunda farklı bir tutum içerisindeler. Avrupa Birliği’nin kıta zenginliğini kendi arasında bile paylaşması fikri bir idealden öteye gidemiyor. Yine zengin zengin, yoksul da yoksul olmaya devam ediyor. Bu dengesizliği de sağlama almanın yolu daha sıkı bir sınır rejimi oluşturmaktan geçiyor. Avrupa Birliği derken bir yanda da milli ekonomik bir sistem oluşturmaya çalışmak… Almanya, İskandinav ülkeleri İsviçre bunu yapıyor mesela… En başta da İngiltere bunu yapıyor. Şu an, İngiltere’nin …

View Post

GerideKalanlar 9 – Yüzün Etiği

Pelin Tan – 2016 // Mardin’de müşterek pratikler, öteki pedagojiler Scroll Down for English 1990’larda İstanbul’un bazı kent merkezleri göçmenler, kayıt dışı olanlar ve mülteciler için Avrupa yolculuklarından önce önemli birer duraktı. Bunlardan biri olan Tarlabaşı, özellikle Anadolu’dan zorunlu göçe tabi tutulan Kürt aileler, güvencesiz iş koşullarında çalışmak üzere Karadeniz bölgesinden gelen işçiler ve diğer sigortasız yurttaşların yoğun olarak yaşadığı bir yerleşim bölgesiydi. Afrikalı mülteciler ve kayıt dışılar ise bu bölgede kiraladıkları bir apartman dairesinin küçük odalarında sıkışmış bir halde birden fazla aileyle aynı odayı paylaşıyor, kadınlar emek sömürüsünün yüksek olduğu tekstil atölyelerinde kayıt dışı çalışıyorlardı. Hastanelerin mültecilerin tedavisini reddetmesi, siyahi kadınların sokakta tacize uğraması ve herhangi bir durumda toplumun mültecileri suçlu bulması kanıksanmış sosyal vakalardı. Türkiye’de henüz resmi mülteci kampları açılmamıştı ve bütün kayıt dışı insanlar, insan kaçakçıları aracılığıyla Bulgaristan ya da Patras’daki (Yunanistan) kamplara gitmeye çalışıyorlardı. Afrikalı mülteciler İstanbul’daki kent mekanlarının hayalettleri idiler; görünmezdiler. Bir keresinde içlerinden birisi …

View Post

GerideKalanlar 8 – Birlikte Yaşıyoruz, Dayanışmamız Kazanacak

Artıkişler Kolektifi – 2016 // Atina Göçmen Dayanışma Hareketi’nden Olga ile konuştuk: “İşgal etmek bir amaç değildir, ihtiyacı olan insanların barınması için bir araçtır” 1990’lı yıllar, Yunanistan’a kitlesel göçün başladığı yıllar oldu. Çünkü daha önce, Yunan vatandaşları Kuzey Avrupa’ya ve Amerika’ya göç etmekteydiler. Bu nedenle Yunanistan’da göçten bahsettiğinizde önce Yunanlılar kendi göçlerinden bahsedildiğini sanıyorlar. Göç kavramının Yunanistan’daki halklar için çok derin, tarihsel bir belleği var. Ancak 1990’larda Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve Balkan coğrafyasındaki değişimin sonunda göçmenlerin de Yunanistan’a gelebildiğine tanık olduk. Özellikle 90’lardan itibaren Arnavutluk’tan Yunanistan’a kitlesel bir göç başlamıştı. Bu dönemde çok sert bir ırkçılık ortaya çıktı Yunanistan’da. O zamanlarda birçok reformist gazetenin bile Arnavutlar hakkında çok rahatsız edici başlıklar attığını hatırlıyorum. 1990’larda “Arnavut olmak” hakaret gibi algılanmaya başlamıştı. Bu dönemde bazı yoldaşlarla birlikte göçmenlerle ve mültecilerle dayanışmak için bir grup oluşturmuş ve Excharhia’da bir sosyal merkez açmıştık ki bu merkez hala çalışmalarını sürdürüyor. Bu merkezde ücretsiz Yunanca ve …

View Post

GerideKalanlar 7 – City Plaza İşgal Oteli

Artıkişler Kolektifi – 2016 // Atina’da sokaklar, özellikle dayanışmanın hissedildiği mahallelerdeki rengârenk duvar yazıları nerede olduğumuzu tekrar hatırlatıyor. Yazıların ve afişlerin çoğunluğu dayanışma üzerine… Macar yazar György Dalos’un “1985” isimli romanı, George Orwell’in “1984” romanının iyimser bir devamı gibidir. 1984’teki imparatorluklar bir işçi devrimi ile yıkılır, ancak proleterya da uzun süre iktidarda kalamaz. 1985 yılı bu yüzden belirsizliklerin ve kaosun yılıdır. Ancak insanlar umutludur, diktatörlük rejimi sonrasında birlikte yazılacak bir geleceğin belli belirsiz dili duvar yazılarıyla anlatılır romanda. Bu nedenle roman çoğunlukla duvar yazılarından ibarettir. Atina’da dayanışmanın mahallelerinde duvar yazılarını okumaya başladığınızda da bugünün Avrupa’sının iyimser görünümlü bir distopyasını görmek mümkün. Onlarca yazı içerisinde algıda seçicilik: “Berkin Elvan kardeşimsin” yazılamasının altında Alexis imzası var. Biraz daha ilerde aynı stickerlar her yerde: “Lady’s and Gentelman, Aleppo is Burning / Halep Yanıyor”. Atina’da Victoria Meydanı’nın hemen aşağısında Avrupa’nın en iyi oteli City Plaza Hotel bulunuyor. 400 kişinin kaldığı otelde konukların yarısı Suriye, …

View Post

GerideKalanlar 6 – Are You Syrious?

Artıkişler Kolektifi – 2016 // Tito’nun doğduğu kasabaya çok yakın, Yugoslavya düşüne çok uzağız. Zagreb’de bizi “söylediklerine göre” son yirmi yılın en büyük protestosu karşılıyor. Avrupa Birliği’ne üyeliğin krizleri çözmediği gibi yeni hükümetin uygulamaları Hırvat halkının damarına basmış. Binlerce insanı kentin meydanında buluşturan refleks, eğitim bakanlığının ders kitaplarına yönelik yenileştirme girişimlerine karşı oluşmuş. Böyle bir nedenle sokağa dökülmek bazılarını şaşırtıyor, en azından bizim temas ettiklerimizi… “Sadece ufacık bir neden olmalıydı” diyorlar, “bardağı taşıran bir damla”. Yugoslavya kendi içerisinde göç dalgalarını, kısa veya uzun vadeli yaşamış halklardan oluşuyordu, sınırlar insanları yerinden etti. Balkan coğrafyasında yerinden edilen ve başka topraklara göç etmek zorunda kalan pek çoğunun halen hesaplaşmaları sürüyor, arada bir ortaya çıkıveren davalardan biliyoruz deniyor. Elbette yeni gelen göç dalgasını hoş karşılayacak bir halk yok. “Ne de olsa halen kapalı bir toplumuz” diyor Are You Syrious adlı göçmen dayanışma ağından Matija. Afganistan’dan dağları, ovaları yürüyerek ailesiyle göç eden Hasan’ın kent merkezine …

View Post

GerideKalanlar 5 – Oranien Platz’dan Oplatz.net’e Dayanışmanın Güncesi

Artıkişler Kolektifi – 2016 // Almanya’da göçmen mücadele hareketlerinde yer alan Turgay’la, hareketin eylem, direniş ve işgallerle elde ettiği kazanımlardan ve son göçmen dalgasının etkilerinden konuştuk. Artıkişler Kolektifi: Almanya’daki aktif göçmen örgütlerini nasıl tarif edersin? Turgay: Bildiğimiz örgüt tarzı değil, Devrimci Mülteci Hareketi örneğin mültecilerin örgütlediği fiili bir sokak hareketidir. Refugee Movement ve Oranienplatz olarak biliniyor. Avrupa’da mekanın adıyla anılıyor hareket. O nedenle mekan önemli, mekanı kaybettiğin zaman siyasi etkisini yitiriyor. Oranienplatz işgalinde çadırlar önemliydi çünkü göçmenlere uygulanan izolasyonu kıran sembolik bir özelliği vardı. Polis saldırıp Oranienplatz’ı yıkınca ağaç işgal ettik, kadın arkadaş 5 gün kaldı ağaçta. İlk 2-3 gün su ekmek gibi ihtiyaçlarını vermedi polis. Bunun üzerine hemen karşı parkta 22 gün açlık grevi yaptık talepler belirleyip. Hukuken orada politik faaliyetlerimize devam edebilmemiz için iki çadır kurma hakkı verildi. Ama kurduğumuz çadır bir gece ateşe verildi. Nasıl başlamıştı işgal? Göçmenlere uygulanan ulaşım yasağı, yemek paketi, çalışma yasağı… Biz dedik …

View Post

GerideKalanlar 4 – Eski Yabancılar, Yeni Yerliler

Artıkişler Kolektifi – 2016 // Bir pasaportunuz ve Schengen vizeniz olması herhangi bir Avrupa ülkesinin havaalanında polis sorgusuna maruz kalmayacağınız anlamına gelmiyor. Berlin havaalanında Yunanistan uçağından indiğinizde kapıda mümkünse esmer tenleri ayırt etmek üzere bekleyen 3 polisle karşılaşıyorsunuz. Sizi değil de berikini mi seçecek diye ürkekçe beklerken önümüzdeki genç çocuğa doğru yaklaşıp onlarla mı birliktesin diye beyaz tenli Avrupalıları işaret ediyor. Hayır deyince yanına çekiyor. Biz geçip gidiyoruz. Almanya’daki en etkin göçmen hareketi Devrimci Mülteci Hareketi ve Oplatz’tan (oplazt.net) arkadaşların medya toplantısına katılıyoruz. Hareketin uzun yıllardır içinde olan Bruno, en büyük sorunlardan birinin göçmenlerin kendi ülke hareketleri içinde gruplaşmaları olduğuna işaret edip medya araçlarının bunu kırmak üzere kullanılması gerektiğini tekrar tekrar vurguluyor. Burkina Faso’dan yaklaşık yirmi yıl önce iltica eden Bruno, göçmenlerin şimdi yaşadıkları ikinci sürgün yerleri olan kamplardaki koşullar o zaman da benzer zorlukta olduğunu söylüyor. İki yıl kentten kilometrelerce uzakta bir kampta kaldıktan sonra çalışma izni almayı başarıp önce …