dogg

GerideKalan İçSesler 4 – JhunShun

İnder, elindeki Saadat Hasan Manto öyküsünün sayfalarını daha da büküyor, buruyor. Yüzünde profesyonel bir gülümseme. Karşısında, bu çöple kaplanmış sahilde ne aradığını tersleyerek soran Hindu tapınak görevlisinin aklını almaya çalışıyor. Adam bizi arkadaşlarını çağırmakla tehdit ediyor. Biri geliyor hatta. İnder son kozunu oynuyor. “Neden bu tür soruları evinde bir çay ısmarlayarak ve benimle arkadaş olmaya çalışarak sormuyorsun?” Adamı beklemediği yerden kavrıyor, parmakları Manto’nun buruşmuş hikâyesini daha da sarıyor, görünmez yapıyor.

Tapınak görevlisi İnder’in bu profesyonel arkadaşlık isteğine karşı koyamıyor, bizimle birlikte köyde yürüyor. Çocukları Kanada’da yaşıyormuş. Bizden “yabancı olduğumuz için” rahatsız olmuş. Ayrıca burası da büyük şirketlerin göz koyduğu yerlermiş. Yani neden çöp çekiyor olabiliriz ki? Belki de şirketlerin görevlendirdiği insanlarız. Ama sahil burası, hemen yanımızda kriket oynayan gençler, cep telefonlarında bu sahilin onlarca kaydı var. Onlar başka, biz başkayız. Hem ben de hiç konuşmuyorum. Yüzümdeki hiç bir şeyi anlamıyor görünen sırıtmaya güvenmeye çalışıyorum. Tapınağın orada adam bizim artık bir şey çekmeyeceğimize ikna olmuş gibi yaparak bizden ayrılıyor. İnder’in yüzündeki profesyonel gülümseme hızla kayboluyor. Azcık kaygı, çokça rahatlama, şu mahalleyi bi bitirsek…

Başa dönelim. Bir lağım çukurunda süzülerek su yüzüne çıkacak Manto’nun hikayesi (1)… Hindistan – Pakistan sınırında sıkışanlara yapılan milliyetçilik eziyeti sonucunda ölüveren bir köpek. Adı JhunJhun ya da ShunShun… İsim vermezsen köpeği sahiplenemezsin. Köpeği sahiplenemezsen, ona tasma takmazsan, böyle birlik ve beraberlik günlerinde ne olduğu belirsiz bu köpeği öldürmen gerekebilir.  Hayır öldürmek değil, itlaf… Teknik terimler, ne yaparsan yap her zaman ellere ameliyat eldiveni taktırıyor. “Etkisiz hale getirilenler” gibi. Rene Girard demiş bir yerde, öldürme güdüsü aslında hepimizde var diye. Öldürdükçe insanlık kendi varlığını güvenceye alıyormuş. Ya da kendimizdeki öldürme hevesini meşrulaştırıyoruz böyle diyerek. İnsandan umudu kesmek mi gerekiyor, gerekiyor sanki…

Sahile gitmek için balık pazarının içinden geçmemiz gerekecek. Tezgâhların arkasında yüzleri neşeyle ışıldayan kadınlar parmaklarıyla balıkların iç organlarını ve gözlerini ustaca çıkarıyorlar. Turistik gülümseyişimiz tüm tezgahı kapatacak kadar cömert görünüyor. Peki, sana iğrenç gelen nedir tam olarak? Neden şimdi miden kalkıyor? Karaköy’deki palabıyıklı balıkçı adamların floresan tuttukları titreşen balıkları görmüş olsaydın miden coşkuyla yerine oturur mu? Neyse işimize bakalım, balık pazarından çıkıp insan hırsının hayvanların canına nasıl mal olduğunu anlatmalıyız.

Hayali savaş cephemizdeyiz. Buradaki çöp dağı Hindistan olsun, şuradaki çöp dağı da Pakistan… Hemen arkamızdaki çöp sahili de gerçekliğin Bombay çöplüğü. Arada gezinen köpekler, kargalar ve insanlar… Bugünün şehirlerinin en verimli tarlaları çöplükleri her sabah ekiyoruz, birkaç saat içinde de hasadı yapılıyor. Endüstrileşen her yerin çöpleri her gün hasat bekleyen verimli tarlalar, şehir büyüdükçe tarlalardaki verim metan gazı ile birlikte fışkırıyor. Hepimizi her gün doğrudan ya da dolaylı besliyor. Beslenmeyi reddedersek ve toplamazsak da, bize kızacak, kokusuyla zehirleyecek bizi bu çöp yığını. Burada felsefe yapmak da aklımızı doyuracak. Çöp üzerine kurulabilecek her metafor kafamızı tütsüleyecek. “Çevrecilik, günümüz dünyasının yeni afyonu” diye buyurmuş Zizek bir yerde. Gel de bunu tapınak görevlisine anlat da telefonla başka arkadaşlarını da çağırsın, sana afyonu tattırsın.

Hikayeye dönmeye çalış. İnsanların sınır belirlediği yerde yürüyen köpek önce Hindistan askeri tarafından Jhun Jhun diye isimlendiriyor. Bir gün sonra da Pakistan askeri aynı köpeğe ShunShun ismini veriyor. Ama köpek “köpeklik” yapmıyor. Köpeğe onur ve saygı verirken onu insanlaştırmak gerekiyor ki, insanların “köpekleştiği” anları anlayabilelim. Kime laf ettiğimiz, kimi aşağıladığımız belli değil gibi…

Elias Canetti bir cümlede çözüyor bu karmaşayı. “Bir hayvana 30 saniyeden fazla bakınca onu insanlaştırıyoruz.” Bu köpeğin canı sıkılmış olmalı, böyle etrafa amaçsızca bakınıyor. Galiba sahibini özlemiş. Yoksa yemeğini sevmedi mi?

Manto’nun hikâyesine dönelim. Köpek; can sıkıntısı, amaçsızlık, özlemek, sahip, sevmek eylemleri ve isimleri ile var olmadığı için iki düşman askerin işbirliği ile öldürülüyor. Biz de çöplükler içinde dolaşan köpekler arasında JhunShun’u arıyoruz. İnder her iki düşman askeri de oynayacak, aynı zamanda JhunJhun ve Shun Shun olacak. İnsan olmanın zalimliğini köpek olmanın onuru ile dengeleyecek sanki. Zalimlik ve onur arasında giderken konu yine biz oluyoruz. Yine köpeği rahat bırakmıyoruz. Çöplerin arasında uyuyan köpeği uyandırıyoruz, biraz geriniyor. Yavaşça aramızdan uzaklaşıyor. Köpeğe faydamız yok. Köpekten faydalandığımız belli, çöp gibi… Köpekle kendimizi Girard’ın güdülerinden uzak tuttuğumuz da aşikar bu durumda. Manto köpeği rahat bırakıyor onu insana özgü eziyet metotları ile aklında öldürürken. Biz henüz rahat bırakamadık. Köpek bakmıyor kameraya, ama bisküviye tepki verdi hikâyedeki gibi… Bize de birkaç saniye baktı sonunda. Başladığımız yere geri dönüyoruz. Manto’nun hikâyesini toplumların bilinçaltının geldiği kanalizasyona atıp oradan yeniden çıkaracağız senaryo gereği. Çıkarttık, ıslak kâğıttaki Jhun Jhun ve Shun Shun mürekkebi akıyor arıza estetiğinde. Uzaktan beyaz tshirtli, beyaz gömlekli bir adam geliyor. Karşıdaki tapınakta çalışıyor. Kamerayı usulca çantaya koyuyorum. Turistiz biz, Bombay’da çöplükler de turistik bir eğlence ne de olsa… Önce kibarca, sonra birden asabileşerek bizim neden çöpleri çektiğimizi soruyor. Elimizdeki Saadat Hasan Manto hikayesini görmese iyi olacak… Bu topraklardan zorla göç ettirilmiş, 60 sene öncesinin arıza bir yazarı ne de olsa Manto. İnder hikayeyi avucunda sıkıştırıyor.

Burada geri döndüremedikleri çöplerden kurtulmak için onları ya yakıyorlar ya da üzerini toprakla örtüyorlar. Şehirde her gün yanık plastik kokuyor. Çöpün zehirli gizemi boğaz yakıyor, göz yaşartıyor. Balıkçı köyünden çıkarken Saadat Hasan Manto’ya, John Berger el uzatıyor… “Düşmandan çok hatadan nefret edilir, Kral. Hatalar düşmanlar gibi teslim olmazlar. Mağlup edilmiş bir hata yoktur. Hata ya vardır ya da yoktur, varsa da üzerinin örtülmesi gerekir. Biz onların hatasıyız, Kral. Bunu asla unutma.” (2)

  1. Saadat Hasan Manto – Tithwal’deki Köpek
  2. John Berger – Kral: Bir Sokak Hikayesi

Artıkişler Kolektifi – Mart 2018